Site Araması

*

RSS/XML

Ana Sayfa arrow İslâm Tarihi arrow Asr-ı Saadet
Efendimiz'in Savaş Stratejisi de Gönüllerin Fethine Yönelikti Yazdır E-posta
Ali Demirel   
12.06.2006
Efendimiz'in (sas) hayatının adeta bir dantela gibi hep sulh ve hoşgörü üzerine örgülendiğini görüyoruz. Allah Rasûlü'nün (sas) misyonu dini anlatmaktı ve O, hayatı boyunca hiçbir şahıs farkı gözetmeksizin dini herkese tebliğ etmiştir. O sulh insanı, etrafındaki insanlara hep engin bir sevgi ve muhabbetle yaklaşmış, savaş ortamında bile düşmanlarına karşı merhametle muamele etmiştir.

Efendimiz'in (sas) yapmış olduğu savaşlarda ders alınacak pek çok tablolar vardır. O'nun esas gaye ve hedefi asla savaş olmamıştır. Ancak kendisine ve etrafındaki insanlara karşı bir saldırı söz konusu olduğunda dini, vatanı, ırzı, namusu müdafaa için savaşmak zorunda kalmıştır. Allah Rasûlü (sas), İslam'a savaş açanlara karşı savaşmak zorunda kaldığı zamanlarda askerlerine verdiği şu emir O'nun engin sevgi ve merhametini açıkça ortaya koymaktadır: "Yaşlılara, kadınlara, çocuklara, kendisini ibadet ü taate vermiş ruhbanlara ve mabetlere ilişmeyiniz. Ağaçları yakmayınız. Hayvanlara dokunmayınız ve servetleri heder etmeyiniz."

Efendimiz'in (sas), Mekke döneminde kesinlikle maddî mukabele ve mücadelede bulunmadığını görüyoruz. O, etrafındaki insanlara hep sükûnet, temkin ve sabır tavsiye ediyordu.

Seriyyeler, Güven Verdi

O günlerde çölde çapulculuk hakimdi. Kim kuvvetli ise o haklıydı ve mazlumun hayat hakkı yoktu. Etraftaki kabileler, birbirlerinin mallarını yağmalıyordu. Güç kimin elinde ise o, haklıydı ve istediği gibi hareket edebiliyordu. Bunun karşısında Efendimiz (sas), şunu planlıyordu: Her yerde günümüzdeki karşılığıyla küçük askerî birlikler diyebileceğimiz seriyyeler gezecekti; ama kimsenin kılına dokunmayacak, malına el sürmeyecek, ırza, namusa ilişilmeyecekti. Bu seriyyeler vesilesiyle çevre kabileler Müslümanlığın varlığını hissediyorlar, onların ellerinde güç olmasına rağmen etraflarına huzur ve adalet yaydıklarını görüyorlar ve bu sayede de irşada zemin hazırlanmış oluyordu. Allah Rasûlü'nün (sas) bu yaklaşımı karşısında her gün gönüller, İslâmiyet'e karşı daha da yumuşuyor ve çevre Arap kabilelerinden insanlar grup grup İslâm'a giriyorlardı. Yollar artık emniyet altına alınmış, İslâm güç ve kuvvetini göstermiş, hak temsil edilirken, ihtiyaç duyulan güç ortaya çıkmış ve herkes şimdi biraz daha farklı düşünüyordu.

Gözünün önünde kendisine iman eden insanlar öldürülüyor, dövülüyor, tartaklanıyor, O, kendi büyük sıkıntılarıyla beraber bunları da sinesine çekiyordu. Allah Rasûlü (sas), "Dövene elsiz, sövene dilsiz ve İslâm yolunda gönülsüz gerek"duygu düşüncesiyle sinelere girip, gönülleri fethetmeye çalışıyordu. Ancak bu sevgi atmosferinden rahatsız olan yarasa ruhlular O'nu ve etrafında bulunan ashabını Mekke'den çıkarmayı planlıyorlardı. Onlar, Müslümanları bütün bütün Mekke'den uzaklaştıracak ve göçe zorlayacaklardı. Doğup büyüdükleri, yaşadıkları, rahat ve huzur içinde hayatlarını sürdürdükleri yuvalarından, çocuklarından koparılıp başka yerlere hicret ettirileceklerdi ve nihayet bütün Müslümanlar Medine'ye hicret etmeye başlamıştı.

Medine'de Allah Rasûlü'nün (sas) önderliğinde Müslümanlar için yeni bir hayat başlamıştı. Onlar, İslam'ın emirlerini yaşıyorlar ve etraflarındaki imandan henüz nasibini alamamış insanlara da örnek oluyorlardı.

Efendimiz'in Bedir Esirlerine Muamelesi

Allah Rasûlü (sas) bu şekilde her geçen gün sevgi halkasını genişletirken Mekkeli müşrikler en ağır silahlarını donanarak bu sevgi atmosferini dağıtmak için Bedir önlerine geliyorlardı.

Efendimiz (sas), kendisini ve Müslümanları susturmaya gelen bu insanlara karşı elbette kendisini savunacaktı. Ve O da öyle yapmıştı. Yaklaşık üç yüz kişilik bir orduyla müşriklerin bin kişilik hem sayıca hem de silahça üstün ordusunu hezimete uğratmıştı. Sulh Peygamberi, Bedr'in sonunda onlara bir cemilede bulunmuş, onların kırılan gururlarını, rencide edilen onurlarını tamir etmek istemişti.

Bu amaçla bütün esirler, zincirler içinde huzuruna getirildiğinde o güne kadar Müslümanlara bin bir türlü kötülük ve zulüm yapmış bu insanların hepsi kılıçtan geçirilebilirdi. Oysaki Efendimiz (sas), o derin şefkatiyle bunları affetmeyi yeğlemiş ve "Bunları bağışlayalım."demiştir. O gün bir kısım esirler de okuma-yazma bilmeyen on Medineliye okuma-yazma öğretip salıverileceklerdi. Allah Rasûlü'nün (sas) bu davranışı da neticesiz kalmayacaktı. Zira Medine'de okuma-yazma öğretmek için kalan bu insanlar, İslâmiyet'i yakından görüp inceleme fırsatını bulacaklardı ve Mekke'ye döndüklerinde de hepsi, Allah Rasûlü (sas) adına, kendi hanelerini fethedebileceklerdi. Zira, Nebiler Serveri, o müthiş civanmertliğiyle onların hepsinin gönlüne girmiş sayılırdı. Ayrıca bu esirlerin yakınları ve akrabaları, her gün hayatlarından endişe edip durdukları bu insanları, kıllarına dahi dokunulmadan birdenbire karşılarında görünce, onların gönüllerinde de ılık bir muhabbet havası esmeye başlamıştı. Bu civanmertlik, hem Mekkelileri hem de civardaki müttefikleri iyiden iyiye büyülemiş ve şartlı bakışları eritmişti.

Kendilerince Bedir'in öcünü alabilmek için Mekkeli müşrikler bu sefer daha güçlü bir ordu ile Medine önlerine gelmişlerdi. Allah Rasûlü (sas) bir defa daha kendisini ve Müslümanları korumak için savaşmak zorunda kalmıştı. Uhud'da karşılaşan iki orduda önce Müslümanlar galip gelmişler ve daha sonra kısa bir mağlubiyet yaşandıktan sonra tekrar üstünlüğü Müslümanlar ele geçirmiştir. Uhud, Müslümanlar için içinde alınacak pek çok ders olan bir savaş olmuştu. Medine'nin etrafına kazılan hendekler müşrik ordusunun planlarını altüst etmişti ve gerisin geriye dönmek zorunda kalmışlardı. Hendek'ten sonra artık dengeler değişmiş ve Müslümanlar ağırlıklarını iyice hissettirmişlerdi.

Hudeybiye İle Kalplerin Kapıları Aralandı

Allah Rasûlü (sas) bin altı yüz kişilik sahabi grubuyla Kâbe'yi tavaf etmek amacıyla Mekke'ye gitmeye karar vermişlerdi. Ashabın elinde sadece kılıçları vardı. Çünkü savaşa gitmiyorlardı. Mekke'ye doğru ilerleyen bu ordu, yol boyunca hiç kimseye zarar vermemişti, kimsenin bağına, bahçesine dokunulmamıştı. Mekke yakınlarına gelindiğinde burada Allah Rasûlü (sas) ile Mekkeliler arasında bir anlaşma yapılmıştı. Her ne kadar anlaşma zahiren Müslümanların aleyhine gibi görünse de zamanla lehine dönmüştü. Allah Rasûlü (sas), on bin kişilik bir ordunun karşısında silah olarak sadece kılıcı bulunan bin altı yüz kişi ile kan dökmeden böyle bir zafer elde ediyordu: Kendini herkese kabul ettirme ve kalblerin kapılarını aralama zaferi.

Son Güncelleme ( 12.06.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Günün Ayeti

"Ey iman edenler! Sabredin! Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin!"
Âl-i İmrân sûresi, 3 / 200
İslâm İlmihali

Günün Hadisi

"Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlakça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır." (Tirmizî, Rada 11)