Kur'ân'ı eğer bir insan yazmış olsaydı o da Peygamber Efendimiz olurdu. Çünkü, en akıllı insan O idi. Fakat, Kur'ân'ın üslubuyla Peygamber Efendimiz'in üslubu birbirinden çok farklıdır. Bunu, o günün dil ve edebiyatta çok ileri gitmiş üstadları anlayıp karşı çıkmadığı gibi, az çok Arapça bilen herkes de anlar.
İkincisi, hadisleri okurken, saygıdan iki büklüm olmuş insan imajı sezeriz. Fakat, Kur'an okurken, bir heybet ve bir büyüklük edası vardır. Bir insanın böyle iki ayrı karakter ve üslup sergilemesi makul değildir.
Üçüncüsü, mektepte okumamış, herhangi bir hocanın dizinin dibine oturmamış birinin, dinî ve dünyevi ilimlere ait prensipler ortaya koyarak ilim erbabına yol göstermesi, sema, sema ötesi ve yeryüzüne dair bilgiler vermesi ve söylediklerinin kıyamete kadar yalanlanamaması, Kur'an'ın, her şeyi bilen, zaman ve mekânı elinde tutan Allah'ın kelamı olduğunu gösterir.
Dördüncüsü, yine bir kitabın, geçmiş ve gelecekten teferruatlı haber verdiği halde yalanlanamaması ve zaman geçtikçe de verdiği haberlerin gerçekleşmesi, onun zaman ve mekânla kayıtlı olan bir insan ürünü olmadığını ispat eder.
Beşincisi, eğer Kur'an, bir insan ürünü olsaydı, ona karşı çıkanlar da bir Kur'an yazabilirlerdi. Fakat bugüne kadar böyle bir şey mümkün olmamıştır. Olsaydı, Kur'an düşmanları, bunu mutlaka dünyaya duyuracak ve savunacaklardı.
Altıncısı, Kur'an'da Peygamberimizi ikaz eden yerler var. Bu ikazların bazıları, bir insan olarak başkasının önünde dile getirmek istemediğimiz hususlarla alakalıdır. Eğer, Kur'an'ı, Peygamberimiz yazmış olsaydı, bu türlü ikazları söz konusu etmenin bir manası olmazdı. Zira, insan kendini insanlar önünde mahcub etmek istemez.