|
Soru: Niçin inanmalıyız? Cevap: İnanmak, bir ihtiyaçtır. Ruhumuzun, vicdanımızın, kalbimizin ve aklımızın bir ihtiyacıdır. Hiçbir şeye inanmam diyen bir insan, mutlaka bir şeylere inanıyordur. Belki de inanmamaya inanıyordur. Tıpkı düşünmek gibi. İnsan düşünür, düşünmek zorundadır. Ben düşünmem diyen biri, düşünmemeyi düşündüğü için o dakikada bile kendisiyle çelişiyordur. Çünkü, düşünmemek için aklı söküp atmak gerekir. Atamayacağına göre, insan düşünerek insanlığını ortaya koymak zorundadır. Burada önemli olan neye inandığı ve neyi düşündüğüdür. Belki de problemin kaynağı burasıdır. Evet, neyi düşünüyor ve neye inanıyoruz? Esas mesele budur! nsan bir beden ve ruhtan ibarettir. Bedenin kendine ihtiyacı ve doyum noktası olduğu gibi, ruhun da kendine göre ihtiyacı ve doyma noktası vardır. Ruh, bedenin rağmına çalışır. Beden, doydukça ruhta acıkma hasıl olur. Ruh geliştikçe, bedenin istekleri azalır. Bunun isbatı, ruhunu terakki ettiren milyonlarca insandadır. Beden, dünyayı ve dünyalıkları arzular, ona göre kurulmuştur. Ruh ise, dünyanın ötesini ister ve oraya göre programlanmıştır. Buna delil, insandaki ebediyet arzusudur. İnsan, hiç ölmemek ister. Bu yüzden ölümü düşünmekten, onunla yüzleşmekten kaçar. Ölümle yüzleşen insanda bir ihtiyaç hasıl olur ki bu, inançtır. Evet, ölüm öldürülemediğine göre onunla karşı karşıya kalan insanoğlu mutlaka ölümün sonrasına inanmalıdır. Ancak, ölümden önce, esas bu dünyayı düşünerek belli bir inanca varmak zorundadır. Evet insan, dünyadadır ve önünde dünya dolusu malzeme vardır.. Güneş, yıldızlar, gezegenler, hava, su, rüzgar, yağmur, insanlar, toprak, ateş..vs. Bunlar nedir, nereden gelmiştir, nereye gitmektedir, nasıl meydana çıkmıştır, gayesi nedir, bunları ortaya çıkaran kimdir..vs? İnsan bunları düşünmelidir. Düşünmeden edemez. üşünmeden yaşarım diyen bir insan, dünyaya ait hiçbir şeyi düşünmese bile, kendi dünyasının sonunu işaret eden ölümü düşünmek zorundadır. Onu da düşünmem diyemez, çünkü eninde sonunda başına gelecektir. Başına gelmesi kesin olan bir hadiseyi düşünmeyen insan, acaba insanlık fonksiyonunu yerine getirmiş olur mu? Hayır. Belli bir yolculuğa çıkarken bile bir sürü hazırlık yapan, planlar hazırlayan insan, nasıl olur da, hayat yolculuğunun sonunu düşünmez ve ona ait bir kısım planlara sahip olmaz! Burada, yokluğu düşünmek bir çare değildir. İnsan yok olmayı istemez, isteyemez. İsteyenler, bir an hislerine kapılarak “yok olur giderim” diyebilirler ama bu tamamen hissîdir. Hisler ise genelde yanılırlar. Akıl, mantık, kalp ve ruhuyla konuşacak olsalar, aynı şeyi rahat rahat söyleyemezler. er kelimenin, her cümlenin, her kitabın bir manası vardır. Kitap okurken, kafamızı meşgul eden ve bizim de anlamaya çalıştığımız şey, kelime ve cümlelerin ifade ettiği manadır. Yoksa, kelimelerin şekli, lafzı bizi çok ilgilendirmez. Onlar bizi manaya götürmede birer köprü vazifesi görürler. Yani biz kitabı okurken, kelime ve satır aralarındaki manaya odaklanırız. Kitabı bitirdikten sonra, bize kitaptan ne anladığımız sorsalar, biz kitabın cümleleri şöyle güzeldi, kelimeleri böyle harikaydı demeyiz. Cümle ve kelimelerin ne anlattığını anlatırız. Bunun gibi, kâinat ve insan bir kitaptır. Onun cisminden ziyade manasına bakmak gerekir. Zira cisim, her an bitmeye doğru gitmektedir. İnsanın ömrü bellidir, kâinatın ömrü de bellidir. Yani, kaç yıl yaşayacaklarını bilemeyiz ama bunların bir sonunun geleceği bellidir. Öyleyse, bu kitabın lafzına, kelimelerine cümlelerine takılıp kalmak akıl kârı değildir. O lafızlardan maksat, manadır muhtevadır. O zaman, manaya muhtevaya bakmak gerekir. Bakmayalım diyemeyiz, zira aklımız var, zihnimiz var.. Bunlar, vazifelerini yerine getirmek yani düşünmek zorundadırlar. Muhtevaya baktığımızda ortaya hangi sorular çıkar? İnsan kendi kendine sormaz mı, bunlar nedir? Ne maksatla böyle seyredip gidiyorlar? Bunları kim yapmıştır? Yapanın maksadı nedir. Her şeyden soru çıkarmayalım desek bile şu neticeye ulaşmaz mıyız: Bunların bir gayesi olmalı! İşte bu tek soru bile, bizi inanmaya zorlamaya yeter. Dediklerimizi özetleyecek olursak: İnanmak için, birincisi insanın inanmaya olan ihtiyacı, ikincisi içinde yaşadığımız hayat ve kâinattan gayenin ne olduğu, üçüncüsü ölümün mahiyeti zorlayıcı sebeplerdir.
|