Genel manada bütün insanların doğuştan sahip olduğu maddî ve manevî bir kısım hususiyetler üzere yaratılması fıtrat kelimesiyle ifade edildiği gibi; her bir insanın diğerlerinden farklı olarak kendine has bir karakteri, mizacı ve tabiatının bulunması da o kişinin fıtratı yani yaratılıştan getirdiği özellikleri olarak kabul edilir. Mesela, bütün insanların; cemal ve kemale müştak olma, nimete şükretme, iyilik edene muhabbet duyma, kötülük edene ise buğzetme, kendi cinslerine karşı alakadar olma ve onlara şefkat etme, kemal peşinde koşma, ebedîyeti isteme vb. gibi duygularının yanında, zahiri yönleri itibariyle olumsuz gibi gözüken ancak doğru yolda kullanıldığında insana cenneti kazandırabilecek, şiddetli bir merak, dehşetli bir hırs, kuvvetli bir inat, aşırı bir muhabbet vb. gibi fıtrat ve tabiatında bulunan değişik duygular vardır. Aynı şekilde, karşı cinse karşı alaka duyma, aceleci olma, başkaları tarafından beğenilme, çocuk sevgisi, kısıtlamalardan hoşlanmama yani hür hareket edebilme, umuma muhalefetten kaçınma gibi özellikler de yine fıtratta bulunan duygulardır. Bunların yanın da bir de “Her insan kendi seciye, karakter ve tabiatına göre davranır” (İsra Suresi, 17/84) ayetinde de ifade edildiği gibi, herkesin hususi olarak sahip olduğu bir karakteri ve tabiatı vardır.
“Dünyaya gelen hiçbir çocuk yoktur ki fıtrat üzere doğmasın. Daha sonra ebeveyni onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusî yapar. Tıpkı hayvanın yavrusunu sapa sağlam, organları yerli yerinde doğurması gibi. Siz onda bir eksiklik görüyor musunuz?” (Buhari, Cenâiz 80) hadisi şerifi de insanın yaratılış itibariyle yani fıtraten Cenab-ı Hakk’ı tanımaya meyilli, dosdoğru din olan İslam’ı kabul etmeye aşina bir halde yaratıldığına işaret ediyor. Evet, bir çocuğun fıtratı dışarıdan müdahalelerle veya su-i istimallerle bozulmadığı sürece, o kişinin fıtratı Allah’ı bulmaya, Ona ibadet etmeye meyilli yaratıldığı için hak din olan İslam’ı kabullenecektir. “O halde sen, batıl dinlerden uzaklaşarak yüzünü ve özünü, hak din olan İslâm’a yönelt. Yani Allah’ın insanları yaratmasında esas kıldığı o fıtrata uygun hareket et. Allah’ın bu hilkatini kimse değiştiremez. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların ekserisi bunu bilmezler” (Rum Suresi, 30/30) ayeti kerimesi de aynı hususu vurgulamaktadır. Zira İslam dini, ifrat ve tefritlerden uzak, kolaylığın ve uygulanabilirliğin esas olduğu, insan aklına ve mahiyetine ters bir hükmün bulunmadığı, insanın dünyevî ve uhrevî bütün ihtiyaçlarına cevap veren ve bütün ahkâmıyla insan fıtratına tam muvafık olan bir dindir.
Evet, bütün bunlar insanın iç donanımı, vicdanı, kalbi ve duygularıyla ilgili hususlardır. Dolayısıyla sahip olduğumuz bu özelliklerin fıtratın manevi yönüyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bir de sahip olduğumuz bir şeklimiz, vücut yapımız vardır ki, bu da insan fıtratının diğer yanını teşkil eder. İnsanoğlu el, ayak, göz, kulak gibi sahip olduğu organlarıyla, dış görünüşü itibariyle mükemmel bir yapıda yaratılmıştır. “Size sûret verip sûretlerinizi de güzel kılmış” (Mü'min Suresi, 40/64); “Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık” (Tin Suresi, 95/4) “Ey insan, nedir seni o kerim Rabbin hakkında aldatan? O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen, sana dengeli bir hilkat veren ve seni dilediği bir surette terkib eden?” (İnfitar Suresi, 82/6-8) ayetleri de Allah’ın üzerimizdeki bu büyük nimetini hatırlatmaktadır. Madem Allah Teâlâ bize güzel suretler vermiş, bizim de o suretlerin güzelliğini ve tabiîliğini muhafaza etmemiz gerekmez mi? Madem Cenab-ı Hak bizi en güzel bir biçimde yaratmış, bizim de o şekil ve biçimimizi dışarıdan yapacağımız suni müdahalelerden korumamız icab etmez mi? Madem Rezzâk-ı Kerim olan Rabbimiz bize dengeli ve mutedil bir halde var etmiş, bizim de onu dış müdahalelerden uzak tutarak hilkatimizdeki bu dengeyi devam ettirmemiz gerekmez mi? Elbette gerekir. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın emanet ettiği bu vücudumuzu ve organlarımızı ancak onları aslî halleri üzere korumak suretiyle bu emanete sahip çıkabiliriz.
Bize sahip çıkıp korumamız gereken en güzel bir suret verildiği halde, Kur’ân-ı Kerim insanın ezelî ve ebedî düşmanı olan şeytanın oyun ve tuzaklarından birisi olarak da insanların fıtratlarını değiştirmeye çalışmasını gösterir. Ayeti kerime şu şekildedir: “Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler. Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.” (Nisa Suresi, 4/119)
Fıtrattan Kabul Edilen Fiiller
Evet, görüldüğü gibi bir tarafta ayet-i kerimelerde insanın en güzel bir surette yaratıldığına dikkat çekilirken, diğer taraftan Allah’ın yarattığını değiştirmenin şeytanın yoluna uymak olacağı ihtarında bulunuluyor. Ancak insan fıtratına yapılacak ne tür müdahalelerin yasak veya mübah hatta sünnet olduğu tafsilatıyla hadis-i şeriflerde anlatılmıştır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “On şey fıtrattandır: Bıyığın kesilmesi, sakalın uzatılması, misvak, istinşak (burna su çekmek), mazmaza (ağza su çekmek), tırnakları kesmek, parmak mafsallarını yıkama, koltuk altını yolmak, etek tıraşı olmak, istinca yapmak (tuvalette yapılan temizlik)” (Ebû Dâvud, Tahâret 29) buyurmuştur. Bu hadiste ifade edilen her bir madde ayrıca üzerinde durulması gereken önemli sünnetlerdir. (Mevsılî, el-İhtiyar, c. 4, s. 178) Ancak bizim maksadımız bunları açıklamaktan ziyade insan fıtratından olan hususlara dikkat çekmektir. Diğer yandan kişinin güzel elbiseler giymesi, güzel koku sürünmesi (kadınlar yabancı erkeklerin yanında bunu yapamaz), saçını taraması ve tedavi mahiyetinde olan davranışlar da teşvik edilmiştir.
Evet, insan vücudunda yapılacak her değişiklik yasaklanmamakla birlikte, fukahay-ı kiram gerek zikri geçen ayeti kerimelerden hareketle gerekse konuyla ilgili hadis-i şeriflere bakarak fıtrata müdahale çerçevesinde değerlendirilebilecek olan memnu fiilleri izah etmişlerdir. Biz de bu çerçevede fıtrata müdahale sayılarak dinen yasaklanmış bulunan bazı fiilleri ele alacağız.