Konuyla ilgili bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.s): “Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz” (Nesâî, Kasâme 9) buyurarak bu konuda şiddetli bir yasak getirirken, başka bir hadisi şeriflerinde de; “İnsanları iğdiş eden, kendisini iğdiş ettiren bizden değildir” (Kütüb-ü Sitte Tercümesi, tercüme: İbrahim Canan, c. 1, s. 324) buyurmuştur. Evlenecek maddi imkâna sahip olmayan ve günaha girmekten korkan Ebu Hureyre Peygamber Efendimiz’den kendisini iğdiş etmek için izin istediğinde Efendimiz (s.a.s) üç kez cevap vermeyerek onu geri çevirmiş üçüncüde ise: “Senin karşılaşacağın şey hususunda artık kalem kurumuştur. Bu durumda ister hadımlaş ister bırak” buyurmak suretiyle onu ikaz etmiştir. (Buharî, Nikah 8). Abdullah b. Mes’ud da sahabeden bazı kimselerin günah korkusuyla Efendimiz’den kendilerini hadım etmeleri konusunda izin istediklerini ancak Efendimizin böyle bir şeyi yasakladığını söylemiştir.(Buharî, Tefsir, Maide 9).
Günümüzde çocuk sahibi olmak istemeyen eşler farklı şekillerde korunmaktadırlar. Vücuda ve sağlığa zarar vermeyen korunma şekillerine –tavsiye edilmese ve hoş görülmese de- genellikle azle kıyas edilerek belli şartlar altında ruhsat verilmiştir. (Bkz: Buhari, Nikah 96; Müslim, Talak 26). Bugün kullanılan korunma yöntemlerinden birisi de kadının yumurtalıklarını aldırması veya tüplerini bağlatması suretiyle bir daha çocuk sahibi olamayacak duruma gelmesidir. Doğum kontrolü için bile olsa kadın veya erkeğin bu şekilde bir uygulamayla kısırlaşmaları fıtratı tağyirdir ve caiz değildir.
7- Dişlerin Şeklini Değiştirmek
Tedavi amacı olmadan güzel görünmek maksadıyla dişleri törpületmek, onları inceltmek suretiyle şeklini değiştirmek de dinin yasakladığı davranışlar arasındadır. Allah Resûlü (s.a.s), dişlerini yontarak onların şeklini değiştiren kimseye ve bunu yapana lanet etmiştir. (Buhari, Libas 82). Çünkü dişlere yapılacak böyle bir müdahale ile onlar fıtrat-ı aslîyelerini kaybederler. Bunda insanları kandırmak ve süslenmede aşırı gitmek de söz konusudur. Ancak dişlerin çürümesi, kırılması veya insanı rahatsız edecek derecede şekillerinin bozuk olması gibi durumlardan kaynaklanan rahatsızlıkları tedavi ettirmenin bir mahzuru yoktur. (Karadavi, el-Halal ve’l-Haram, 1994, s. 86).
8- Küpe İçin Kulaklarını Deldirmek
Aslında ilk nazarda kulağın delinmesi de fıtrata ters gibi görünüyor. Çünkü bu da Allah’ın yarattığı tabiîliği bozma gibi algılanabilir. Ancak yazının başında da ifade ettiğimiz gibi, vücudumuzda yapacağımız her değişiklik fıtrata müdahale değildir. Bunun ölçüsünü din belirler. Mesela, kasık bölgesindeki ve koltuk altındaki kılları kesmek, sünnet olmak, tırnakları kesmek vb. gibi şeyler de fıtrata müdahale gibi görünse de, bunları yapmak değil terk etmek fıtrata müdahaledir. Çünkü bunların fıtrattan olduğunu bizzat Allah Resûlü (s.a.s) haber vermiştir.(Bkz: Müslim, Taharet 57).
Kadınların küpe takmak için kulaklarını deldirmeleri tavsiye edilmese de yasak da kılınmamıştır. Hadislere baktığımızda asr-ı saadette bu uygulamanın mevcut olduğunu ve Efendimiz’in (s.a.s) bunu yasaklamadığını biliyoruz. Mesela Buhari ve Müslim’de geçen bir rivayete göre Resûlullah (s.a.s) kadınları sadaka vermeye çağırmış, onlar da kulaklarındaki küpelere varıncaya kadar vermişlerdir. (Buhari, Iydeyn 7). Diğer yandan içlerinde Hz. Aişe Validemizin de bulunduğu kadınların birbirlerine kocalarını anlattıkları bir hadiste Ümmü Zer kocası için: “Kulaklarımı şıngır şıngır takılarla doldurdu” demiştir. (Müslim, Fedailü’s-sahabe 92). Bu ve benzeri rivayetleri değerlendiren fukaha Efendimiz zamanında bu uygulamanın var olduğunu ve Efendimizin bunu yasaklamadığını delil getirerek kadınların kulaklarını deldirmelerinde bir beis olmadığını söylemişlerdir. (Bkz: Reddü’l-muhtar Tercümesi, c. 15, s. 449).
Beis yoktur demek bu konuda bir ruhsat olduğunu ancak deldirmemenin daha salim bir yol olduğunu ifade eder. Bundan dolayı küpe takmak isteyenler kulaklarını deldirmeden bunu yapabileceklerse elbette bu daha ihtiyatlı bir yol olur.(Faruk Beşer, Hanımlara Özel Fetvalar, Bs. 282).
Bu ruhsatın kadınlara mahsus olduğunu ifade eden fıkıh kitapları, erkekler için böyle bir maslahat olmadığından yola çıkarak onların kulaklarını deldirmelerinin caiz olmadığını söylemişlerdir. Bu aynı zamanda onlar için fıtratı tağyirdir.
Fıtrata Ters Olan Diğer Davranışlar
Buraya kadar fıtratın ne manaya geldiğini, fıtrattan kabul edilen davranışları ve Allah’ın yarattığı fıtratı tağyir manasına geldiğinden İslam’da yasaklanan bazı fiilleri izah etmeye çalıştık. Elbette fıtrat ve tabiîliğe aykırı olan fiiller bunlarla sınırlı değildir. Fıtratla ilgili ayetlerin tefsirlerine baktığımızda meselenin sınırının çok daha geniş olduğunu görürüz.
Buna göre Allah’ın yarattığı tabiîlik ve fıtrîliği bozan diğer davranışları da şöyle sıralayabiliriz:
1- Aslında insan fıtratıyla asla uyum içinde olmayacak davranışların başında küfür gelir. Yazının başında naklettiğimiz ayet ve hadisler buna işaret etmektedir. Çünkü insanın sahip olduğu istidat ve kabiliyetler onun vazife-i aslîyesinin kulluk olduğunu gösterir. (Bediüzzaman, Mesnevi-i Nuriye, Şahdamar Yayınları, s. 172). İnsanın ebede olan arzu ve iştiyakı da bunun bir başka göstergesidir. Bundan dolayı insan fıtraten Cenab-ı Hakk’a müştak ve O’na inanmaya muhtaç yaratılmıştır.
2- Kadınların açılıp saçılarak yaptıkları makyaj ve süslerle kendilerini yabancıların nazarlarına arz etmeleri. Çünkü kadın için fıtrî olan tesettürdür. (Bkz: Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Şahdamar Yayınları, s. 241). Tesettür hakkındaki ayet ve hadisler açıkça bunu gösterdiği gibi, kadının sahip olduğu duygular ve vicdanı da bu hükmü tasdik edecektir. Fıtratla zıt düşmemek isteyen bir kadının yapması gereken, giyim-kuşamını ölçüleri dince tespit edilen kıstaslara uydurmak ve kendi güzelliklerini sadece kocasına hasretmektir.
3- Kadınların annelik rollerinin geri plana itilerek, onların kadınsı yönlerinin ön plana çıkarılması da fıtrata karşı gelmektir. Çünkü kadının sahip olduğu bütün donanımı, onun için en büyük payenin annelik olduğunu gösterir. Günümüzde kadının moda, medeniyet, sanat vb. gibi değişik kılıflar altında fıtrat-ı aslîyesinden uzaklaştırılması ne kadar da acıdır!
4- Zina gibi gayr-i meşru ilişkilere girmek. Evet, fıtratla uyum içinde olan muamele evliliktir. Zina ise, fıtrat kanunlarına karşı gelmektir. Çünkü aralarında bu tür ilişkilerin yaygın hale geldiği bir toplumun iflah olduğu görülmemiştir. İnsan ancak bir aile ortamında hakiki saadeti bulabilir.
5- Aile başta olmak üzere toplumda kadın ve erkeğe yüklenen bazı görevlerin de onların fıtratlarıyla ne derece çeliştiği ortadadır. Allah bu iki varlığı farklı donanımda yaratmıştır. Fitrî ve tabiî olan kadın ve erkeğin kendi istidat ve kabiliyetlerine göre işlerde çalışmalarıdır.