Sadece hikmet.net'te ara
*
Ana Sayfa arrow Adım Adım İslâm
Peygamberimiz'in (sas) ülkesinde yaşamak istiyorum. Bu konuda ne dersiniz? Yazdır E-posta
hikmet.net   
29.01.2010

Soru:

Müslüman olduğuma göre önderimizin (Hz. Muhammed s.a.s.) ülkesinde olmak, o dili öğrenmek ve O’nun giydiği kıyafetleri giymek istiyorum. Yorumunuz nedir?

Cevap:

Peygamber Efendimizin (s.a.s) köyünde olmak, O’nun bastığı topraklara basmak, O’nun atmosferinde bulunmak elbette çok güzeldir ve çok ehemmiyetlidir. Bu ehemmiyetine binaen her yıl milyonlarca Müslüman umre ve hac vazifesi için o mübarek topraklara akın etmektedir. Siz de hac veya umre için seferber olabilir, oraların tatlı hatıralarını doya doya yaşayabilirsiniz. Öğrenebildiğiniz kadar dil öğrenip, Efendimiz’in giydiği kıyafetleri giyebilirsiniz. O güzel kıyafetlerle hac ve umre yapmak daha bir maneviyat kazandırır insana. Fakat bununla beraber, kendi memleketinizi bırakıp sürekli oralarda kalmanızı tavsiye etmeyiz. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi, siz Allah’ı ve Peygamber Efendimizi tanımışsınız, böylece büyük bir bahtiyarlığa ermişsiniz. Sizin gibi bahtiyar olamayan on binlerce insan vardır etrafınızda. Onların da son Peygamberi ve O’nun getirdiği dini tanımaya böylece ebedi huzuru kazanmaya ihtiyaçları var. Etrafınızda böyle dünya kadar insan ebedi hayatı kazanmaya muhtaçken, sizin onlara örnek olup diliniz döndüğüce dini anlatmanız, Peygamber Efendimizi, gidip kendi maneviyatınız için Mekke-Medine’de kalmanızdan daha fazla sevindirir. Zira siz o mübarek topraklarda kendi maneviyatınız için kalacaksınız. Ama kendi memleketinizde kalmanız, insanlara cennete giden yolları göstermeniz daha faziletlidir. Çünkü böyle yapmakla kendinizi değil başkalarını düşünmüş oluyorsunuz. Bu zamanda bizim kendimizi değil başkalarını düşünmeye ihtiyacımız var. İnsanlığın en önemli yanlarından biri, belki de birincisi budur. Bu yüzden kendi ülkenizde kalırsınız, ülkenizin insanlarıyla ilgilenirsiniz, onların hidayetine vesile olursunuz, sonra da vesile olduğunuz bu nurdan simalarla hep beraber umreye gidersiniz. Efendimizin huzuruna varır ve “Ya Resûlallah, sana Seni tanımış bu kadar bahtiyar insanla geldim, kabul buyur” dersiniz. İnşaallah Efendimiz, bu amel ve aksiyonunuzla sizden daha çok hoşnut olur ve siz O’nun şefaat dairesine dâhil olursunuz.

Mekke-Medine’de sürekli kalmanızı tavsiye etmeyişimizin ikinci sebebi ise, orada kalırken ülfete girme endişemizdir. O mübarek beldelerde başta her şeyi çok taze duyarsınız, her gün namazlarınızı Peygamberimizin mescidinde kılarsınız, bol bol dua ve salâvatlarda bulunursunuz. Ancak belli bir zaman sonra, doygunluk ve usanma hissedebilirsiniz. Usanma hali ise, oralarda en tehlikeli haldir. İnsan, bulunduğu topraklara ve o toprakların sahibine karşı gereken saygıyı koruyamayıp sürekli geriye doğru gidebilir. Oysa başka yerlerde yaşamak, her zaman oralara ve Efendimize karşı hasretimizi, sevgimizi ve saygımızı arttırır. Hanefi mezhebinin imamı İmam Azam’a sormuşlar neden Medine’de kalmıyorsun diye. O büyük imam demiş ki, “Orada kalıp başka yerleri özlemektense, başka yerde yaşayıp oraları özlemek benim için daha güzel”    

Arapça öğrenmeye gelince, dil öğrenmek için mutlaka o dilin konuşulduğu yerlere gitmeniz şart değil. Kendi bulunduğunuz yerlerde kurslara giderek, kendiniz gayret ederek, özel birinden ders alarak da öğrenebilirsiniz. Arapça pratik yapmak için belki belli zamanlarda Mekke-Medine’ye gidebilirsiniz ama bu, sizin yukarıda bahsettiğimiz kutsî vazifenize mani olmaması gerekir.  

Kılık kıyafet meselesine gelince, kendi memleketinizde normal standartlarda ne giyiliyorsa, tesettüre uygun olarak onları giymeniz daha uygundur. Burada ölçü, dinimizin koyduğu tesettür kaidelerine uygun giyinmek, bunu yaparken de mümkün olduğunca, içinde bulunduğumuz toplum tarafından dışlanmayacak şekilde bulunmaktır. Toplumdan dışlanmamak, toplumun tepkisini çekmemek çok önemlidir. Zira bizim işimiz toplumladır. Yani, insanlara Allah’ı, Peygamberi, Ahireti anlatmakla mesulüz. Kendilerine çok önemli şeyler anlatacağımız insanlar, bizim kılık kıyafetimize bakarak bizden kaçmamalı. Kıyafet meselesi, iman, ibadet ve ahlak gibi cenneti ve Allah’ın rızasını kazandıran hususların yanında çok gerilerde kalan bir meseledir. Dolayısıyla, onuncu sırada yer alan bir konuyu birinci sıraya alarak birinci ikinci meseleleri geriye atmak usulsüzlük olur ve neticeye ulaştırmaz.


 
< Önceki   Sonraki >

Günün Ayeti

"Ey iman edenler! Sabredin! Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin!"
Âl-i İmrân sûresi, 3 / 200
İslâm İlmihali

Günün Hadisi

"Resulullah (sav), hükümde rüşvet alan ve rüşvet veren [ve aracılık eden] kimseyi lanetlemiştir." (Tirmizî, Ahkâm 9)