Sadece hikmet.net'te ara
*

Son Cevaplar

  • Peygamberler, insanların ihtilaflarının olduğu dönemlerde mi gönderilmiştir?

    >>>
  • Biz gayr-i müslim bir ülkede yaşıyoruz ve hınzır eti satıyoruz. Hükmü nedir?

    >>>
  • Hz. Hızır'a (as) Kader dairesinde görevli olarak bakılabilir mi?

    >>>
  • Cennet'te imtihana tabi tutulan Hz. Adem'in şahsı mıydı?

    >>>
  • Kendimize bakışımız nasıl olmalıdır?

    >>>
Ana Sayfa
Haremlik-Selamlık - 2 Yazdır E-posta
hikmet.net   
01.02.2010

Giyinmek

Dinimizde, giyinme konusunda, hayatı zorlaştırıcı detaylar getirilmemiş, ancak coğrafyaya, kültüre göre değişikliğe de müsamahalı bakan bir kısım umumî prensipler vaz’ edilmiştir. Tesettüre uygun ve geniş giyinmek bir esas prensip olarak konulmuş, buna göre erkek olsun kadın olsun vücut hatlarını belli eden ve avret yerlerini gösteren elbiseler haram kılınmıştır. Gösteriş ve insanların dikkatini çekmek için giyinmek de haram kılınanlar arasındadır. Mesela bir hadisi şerifte şöyle buyrulur: "Kim dünyada şöhret (gösteriş) elbisesi giyerse Allah da ona kıyamet gününde benzerini giydirir. Sonra onun üzerinde ateş alevlenir.” (İbn-i Mâce, Libas 24) Ayrıca, erkekler için ipek giymek ve altın takmak yasaklanmıştır.

Bunun dışında renk ve biçim olarak teferruata girilmemiştir. Ancak, bazı renklere ve tutumlara karşı da hafiften tavır konmuştur. Mesela, kırmızı ve sarı gibi, erkekler için dikkat çeken renkler haram kılınmamakla beraber, gerek yukarıda ifade edilen “dikkat çekicilikleri” yönüyle gerekse erkek fıtratına çok uygun düşmemesi açısından tavsiye de edilmemiştir. Hazreti Ali efendimizin rivayet ettiği bir hadisi şerif şöyledir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana altın yüzük kullanmayı, ipekli elbiselerle sapsarı elbiseler giymeyi ve rükû’dayken Kur’an okumayı yasakladı. (Müslim, Libas 4; Müsned, 6250) Burada Hazreti Ali efendimize yasaklanan sarı renk, başka hadislerde kırmızıya karşı takınılan tavır, erkekler için geçerlidir. Kadınlara bunlar serbest bırakılmıştır. Ancak, kadın da bu tür “dikkat çeken” renkleri dışarıda giymeyecek, süs ifade eden bu tür elbiselerini evinde ve sadece kadınların olduğu mekânlarda giyecektir. Zira kadınlar için “dışarıda iffetiyle, ağırbaşlılığıyla tanınma” prensibi bizzat Kur’an tarafından vaz’edilmiştir. (Ahzab Suresi, 33/59) Renk ve giyiniş tarzıyla dikkat çekmek ise, erkekler nazarında farklı tanınmaya yol açar. Bu da toplum için bir risktir.

Giyim kuşamla alakalı hadisleri incelediğimizde, belli ve kesin olan haramların dışında şu genel kanaat uyanmaktadır: Erkeğin erkekliğine kadının da kadınlığına uygun elbiseler giymesi. Bazı renk ve şekiller vardır ki, erkeğin ciddiyetine, ağırlığına halel verir. Bazı renk ve şekiller de vardır ki, kadının letafetini, kibarlığını, inceliğini kırar ve onu hoyratlaştırır. Bazı renkler ve şekiller çok dikkat çekicidir, insanlar arasında farklılık mülahazasına meylettirir. Ben buradayım dedirtir. Bu türlü farklılık düşüncesi veren ve insanı fıtriliğinden uzaklaştıran elbiseler, doğrudan haram kılınmasa bile en azından mekruhtur denebilir. Nitekim Hanefiler açısından, kırmızı ve sarı renklerin erkeklere mekruh olduğu doğrudan ifade edilmiştir. (İbn-i Abidin, Redül Muhtar 7/228).

Davranışlar

Kadın da erkek de birbirlerinin ilgisini çekecek tarzda hareket etmemelidirler. Kadının böyle hareketlerde bulunmasını “şuh edâ”, “kırıtma” şeklinde de ifade ederler. Kur’an, “tatlı ve cilveli konuşmayın” diyerek kadınları ikaz etmektedir. (Ahzab Suresi, 33/32) Güzel görünmek ve beğenilmek duygusu daha çok kadında olduğu ve hayatın içinde bu özellik daha fazla kadında görüldüğü için özellikle kadınlara bu konuda ikaz ve tavsiyeler çok olmuştur: Mesela, koku sürünerek erkeklerin arasından geçen bir kadının zina yapmış gibi olacağı bildirilmiştir.(Tirmizî, Edeb 35) Yukarıda aldığımız Nur Suresinin 31. ayetinde, kadınlara “Saklı zînetlerine dikkat çekmek için, ayaklarını vurarak yürümesinler! buyrulmuştur.

Nur suresinin 30 ve 31. ayetleri de bu konuda belirleyici beyanlardır:

قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ   ()  وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلاَ يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلاَّ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلاَ يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلاَّ لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُولِي الإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلاَ يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Mümin erkeklere bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve zinadan korumalarını söyle! Bu, onlar için en uygun olan davranıştır. Allah yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve günahtan korumalarını söyle. Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, zînetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler. Zinet takılan yerlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar (köleler), erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçileri veya henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklar dışında kimseye göstermesinler.

Saklı zînetlerine dikkat çekmek için, ayaklarını da vurmasınlar! Ey müminler! Hepiniz toptan Allah’a tövbe ediniz ki felaha eresiniz! (Nur Suresi, 24/30-31).

Bu ayetler zaman ve mekân açısından umumi olmakla evin içini, evde oturuş şeklini de ihtiva etmektedir. Yani, evde karışık otururken de bakma, konuşma, kendini hissettirme konularında bizlere ölçü vermekte ve dikkat etmemiz istenmektedir. İşte bu hassasiyet, bizim kültürümüzde daha sonraları haremlik-selamlık şeklinde bir uygulamaya vesilelik teşkil etmiştir. Bir kısım gıllu gışlardan emin olmak ve muhtemel günahlara karşı içini ve dışını, Elmalılı Merhumun Şiblî Hazretlerinden menkulen dediği gibi “hem vücut gözünü hem de kalp gözünü” koruyabilmek için herhalde en selametlisi budur. Ayrıca ayette geçen zînetten maksad, pek çok müfessirin beyanıyla kadının zinet yerleri ve o yerlere takılan süslerdir. Aslında her ne kadar, zînet yerleri, “zinet eşyası takılan yerler” diye düşünülse de, kadının bütün vücudunun zinet olduğu hususu ağır basmaktadır. Zira, bakılması haram kılınan yerler, kadının bütün vücududur. Öyleyse, zinet kelimesini kadının bütün vücuduna teşmil etmek makuldür. Konuyu Merhum Elmalılı hazretleri şöyle bağlar: “Zînet mefhumunun hılkîye de (yaratılıştan gelene de) sun'îye de (sonradan giyilen, takılan şeylere de) şamil olduğunda şüpheye mahal yoktur. Zînet ve cemalin hakkı da, tecellîsini (görünmesini) ehline hasredip ağyardan (başkalarından) gizlenmektir.”

Diğer bazı ayetlerle beraber, hususiyle bu iki ayet bize göstermektedir ki, erkek ile kadın arasındaki diyaloglar son derece naziktir ve bu nezaketin korunmasında bakma, konuşma, dokunma, kendini gösterme gibi hususlar fevkalâde önemlidir. İşte bu önemine binaen, karışık oturmalar her ne kadar tesettüre ve davranışlara riayet edildiği takdirde meşru görülse de, şüphelerden emin olmak, kalbi korumak açısından tavsiye edilmemiş ve erkekle kadının ayrı ayrı oturup konuşmasında yarar görülmüştür.

Bu anlatılanlardan dinin bu meseleyi ne kadar da zorlaştırdığı şeklinde bir kanaat uyanmamalıdır. Zira zaruret hallerinde ihtiyaç ölçüsünde erkekle kadın konuşabilir, yalnız bulunmamak kaydıyla beraber oturabilirler. Fakat zaruret değilse ve erkekle kadın arasındaki meyil, etkilenme ve alaka bir gerçekse –ki gerçektir, inkârına imkân yoktur- o zaman bir erkekle kadın neden beraber otursun ve neden konuşsun! İki cinsin de birbirlerine karşı meylini, alakasını, tutkusunu görmezlikten gelmek, realiteye ve fıtrata karşı inat etmek demektir. Öyleyse, fıtratla zıtlaşmaya girmemek için bu gerçeği kabul etmeli ve erkek kadın münasebetlerinde gereken hassasiyet korunmalıdır. Dinimizin ortaya koyduğu prensipler de bu hassasiyeti belirler ve sınırını çizer.

Buraya kadar anlattığımız beş husus açısından haremlik-selamlık meselesini ele aldığımızda şu neticeye varırız: Haremlik-selamlık uygulaması, bugün bizde pratiğe konulduğu şekliyle doğrudan emredilen bir husus olmamakla beraber, dinimizin kadın-erkek diyaloglarına getirdiği genel prensipler ve saydığımız beş husus, geçmiş büyüklerimizi böyle bir çareye yönlendirmiştir. Öyleyse haram-helal şeklinde keskin bir hüküm verme yerine konuya genel prensipler açısından bakmalı ve öyle düşünmeliyiz. Saydığımız hususlara dikkat edildiği müddetçe, erkeklerle kadınlar beraber oturabilirler. Ancak, sayılan hususlara dikkat etmeye çalışıldığında görülecektir ki, en selametli yol, erkeklerin erkeklerle, kadınların da kadınlarla oturmalarıdır. Zaten bu biraz da fıtrî neticedir. Yani, beş noktaya dikkat edildiğinde insanlar tabiî olarak ayrı oturmayı düşüneceklerdir.


Son Güncelleme ( 03.02.2010 )
 
< Önceki   Sonraki >

Günün Ayeti

"Doğru sözlü, doğru özlü erkek ve kadınlara Allah, bağışlanma ve büyük ecir hazırlamıştır."
Ahzab suresi, 33 / 35
İslâm İlmihali

Günün Hadisi

"Mü'min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü'minin günahından bir kısmını mağrifet buyurur." (Buhari, Marda 1)

Hikmet'ten

“Adanmış bir insanın mefkûresiyle alâkalı olmayan konularda şahsî bir kısım hedefler peşine düşmesi asla düşünülemez.”
-***