Sigaranın haram olması noktasında ayrıca zikredilebilecek önemli bir husus da onun büyük bir israf sebebi olmasıdır. Aslında buna Kur’ân’ın ifadesiyle “tebzîr” de denilebilir ki, israfın son haddi demektir. Yine Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle “Mübezzirler şeytanların kardeşleridir.” (İsrâ sûresi, 17/27) İslâm, bir nehirden abdest alırken bile ihtiyaç olanından fazla su kullanılmasını israf dolayısıyla haram sayıp müsrifliğe bütün bütün kapıları kapatan bir dindir. Evet, yemede-içmede, giyinmede, konuşmada, hangi meselede olursa olsun bir mü’min israftan kaçınacak, sözlerini sayarak konuşup gereksiz yere tek bir kelime dahi kullanmamaya dikkat edecek, sofradan midesini tıka basa doldurmadan kalkacak ve ancak ihtiyacı ölçüsünde istirahata, uykuya vakit ayıracaktır. Durum böyle olunca sigara için yapılan harcamaların apaçık bir israf olduğu tebeyyün eder. Hatta çokları çoluk çocuklarının rızkından kesip ona para vermektedirler ki, bu durum, israfın yanında bir de kul hakkına tecavüz demektir.
Özetle ifade edecek olursak sigara hem kullananın hem de aynı ortamı paylaşanların hem akıl hem de beden sağlığında geriye dönüşü imkansız büyük tahribatlar yapmakta, çirkin kokusuyla hem insanlara hem de ruhanîlere eziyet vermekte, insanların hukukunun ihlal edilmesine yol açmakta ve büyük ölçüde çevre kirliliğine sebebiyet vermektedir. Evet, bunların her biri tek başına sigara kullanmanın haram oluşuna ayrı bir menat teşkil ederler.
Müsaadenizle ben burada konuyla alâkalı bir başka hususa temas etmek istiyorum. Bizim dünyamızda sigaranın yaygınlaşmasında batılıların sistematik bir kısım menfi gayretlerinin tesirleri söz konusu olduğu gibi bir kısım şark ulema ve meşayihinin de büyük vebali vardır. Onlardan bazıları hususiyle belli bir dönemde mubah sayıp içmek şöyle dursun, sevaptır diye tervîç etmişlerdir. Tekke ve zâviyelerde bile sigara içtiklerine şahit olmuşumdur. Medreselerde, talebeye ders takrir ederken dahi içenler vardı. Kim bilir belki de o dönemdeki bazı ulema bu genel manzaradan çekindikleri için sigaranın hükmüyle alâkalı düşüncelerini net olarak ifade edememişlerdir.
Ben kendi yakınlarımdan da bu illete müptela olanlara şahit oldum. Rahmetlik dedem çok güzel bir insandı, gecede belki yüz rekât namaz kılardı ama sigarayı da ağzından bırakmazdı. İki tane amcamın aktif olarak sigara kullandıklarını biliyorum. Babamla öbür amcam içmeseler de han odalarında sigara içenlerin yanında otururlardı. Dayım da yine çok sigara kullanan bir insandı ve ne acıdır ki bu kıymetli insanların hepsi kansere yakalandı ve o yüzden ölüp gittiler. Bilmem ki, bu mevzuda yapabileceğim şeyler var mıydı, üzerime düşen sorumluluğu tam olarak yerine getirebildim mi? Aksi halde ötede bunun hesabı nasıl verilir, bilemiyorum?
Yasaklar Çare mi? Değilse Çare Ne?
Tabiî bu konuda asıl üzerinde durulması gereken husus, sigara illetine müptela olanların bu durumdan kurtarılması adına hangi yol ve çarelere başvurulması gerektiğidir. Başta söze girerken 4. Murad ve onun bu hususta getirdiği yasaklardan bahsetmiştim. Tarih her ne kadar göz ardı etmiş olsa da 4. Murad cennetmekan, Osmanlı sultanları içinde çok önemli bir yere sahip, gaileli bir dönemin müstesna ve başarılı bir şahsiyetidir. Ne var ki, bu hususta getirdiği yasakların gözle görülür bir neticesi olduğu kanaatinde değilim. Günümüzdeki yasakların da müspet bazı semereler verdiği gözükse de ben yasaklarla uzun vadede, kalıcı bir başarı elde edilebileceğine ihtimal vermiyorum. Çünkü bir konuda dayatma olduğu zaman insanlar onu hürriyet meselesi ve demokratik bir hak olarak algılamaya başlıyor ve yasaklanan o mevzuun daha çok üzerine gidip onu daha fazla sahipleniyorlar. Ondan sonra da yasakların etrafından dolanıp alternatif yollar araştırarak bir şekilde onu ihlal etme gayret ve teşebbüsünde bulunuyorlar.
Benim bu mülâhazalarımdan sigara yasağıyla alâkalı hiçbir tedbir alınmasın ve hiçbir müeyyide konulmasın mânâsı çıkarılmamalıdır. Elbette ki sigara ve benzeri zararlı maddeler herkese satılmamalı, imrendirilmesinin önü alınmalı, fiyatı yüksek tutulmalı ve değişik tedbirlerle başkalarına zarar verilmesinin önüne geçilmelidir. Fakat her meselede olduğu gibi bu konuda da esaslı ve kesin çözüm insandan geçer.
Zihinlerde Çözülecek Problem ve İradenin Hakkı
Evet, kalıcı ve köklü bir netice ümit ediliyorsa meselenin insanda, insanların kalb ve zihin dünyalarında çözüme kavuşturulması şarttır. Bunun için de; evvela, aile ve okul el ele vermeli, çocukların değişik sâiklerle böyle bir alışkanlığın ağına düşmemesi için gerekli bütün tedbirler alınmalıdır. Çocuk sokakta da başıboş bırakılmamalı, kötü niyetli insanların kucağına düşmesine fırsat verilmemelidir. Nitekim istatistiklere bakıldığında çocuklar daha okul çağlarında sigaraya başlamakta ve bir daha da bırakmamakta/bırakamamaktadırlar. Hatta şimdilerde uyuşturucu ve alkollü içecekler için de aynı durumun söz konusu olduğu söylenebilir.
Saniyen, insanlara sigaranın çirkin ve zararlı bir alışkanlık olduğu, sözü tesirli kimseler tarafından mutlaka anlatılmalı, bu hususta telkinlerde bulunulmalıdır. Mevcut bütün iletişim araçları bu hususta seferber edilmelidir. Sigara içenlerin bir haramı irtikâp ettiği, bunun da Allah katında bir hesabının olacağı mutlaka ifade edilmelidir. İnsanlara ve çevreye zarar vermeye, melekleri rahatsız etmeye kimsenin hakkı olmadığı ısrarla belirtilmelidir. Ayrıca onkolog, ürolog ve dâhiliyeciler, daha doğrusu problemle irtibatlı her bir sahanın uzmanı sigaranın ölümcül zararlarını herkesin idrak seviyesine göre resimler, grafikler, animasyonlar ve slaytlarla mutlaka anlatmalıdırlar. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken önemli bir başka husus da, müstakil gayret ve faaliyetler yerine, ilahiyatçı, psikolog, tıp doktoru ve sosyologların bir araya gelip ortak bir kısım çalışmalar yapmalarıdır. Böylece tesir sahası daha geniş, daha kalıcı ve daha faydalı neticeler elde edilebilecektir.
Son bir husus olarak şunu ifade etmek istiyorum. Maalesef toplumda bir acı, bir sızı olduğunda çıkarıp bir sigara yakmak, o mel’un zehirle güya teselli arayışı içine girmek bir âdet haline gelmiştir. Hatta bazı inanmış insanlar, onun zararlı, çirkin ve mutlaka kurtulunması gereken bir alışkanlık olduğuna itikat ettikleri halde, yine de onu bir teselli unsuru olarak görmekte ve bunun neticesinde bir türlü onun pençesinden yakalarını kurtaramamaktadırlar. Hâlbuki bu, faydasız ve boş bir tesellidir. Mü’mine düşen her türlü dert, bela, musibet karşısında Allah’a sığınmaktır. Evet, inanan insan teselliye ihtiyaç duyduğu zaman mümkünse oruca niyetlenmeli, kendini namaza vermeli, ellerini açıp Cenâb-ı Hakk’a gönülden yakarışlarla teveccüh etmeli ve “Allahım, bana sabr-ı cemil ver!” demelidir. Kalbin derinliklerinden kopup gelen bir,
“إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللَّهِ
– Ben sıkıntı ve hüznümü sadece Allah’a arzediyorum” (Yûsuf Sûresi, 12/86) iniltisi zannediyorum hem o illetten kurtulmaya bir vesile teşkil edecek, hem fereç ve mahreç kapılarını aralayacak, hem de gerçek bir teselli olacaktır. Evet, tekrar ediyorum, insanlar sigaraya müracaat edecekleri yerde,
“ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ
– Havl ve kuvvet, olup biten her şey, ancak Allah’ın izni ve iradesi dahilinde gerçekleşir.” çekmeyi,
“ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
– Biz Allah’a aidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz.” (Bakara sûresi 2/156) diyerek Kudreti ve Merhameti Sonsuz Rabbilerine iltica etmeyi deneseler ne olur! Hem günaha girmemiş, hem kendilerine ve başkalarına zarar vermemiş, hem Allah nezdinde sevap elde etmiş ve hem de kaybetme kuşağında kazanmış olurlar.