Günümüzde Mistik Akımlar
Batı'daki Rönesans hareketi, insanlık tarihinde önceki çağlarla modern çağlar arasında bir geçiş noktası olmuştur. Bu hareketin temelinde semavî olana başkaldırmak, her düşünceyi, her felsefeyi ve her değeri yere indirmek, insanı "kendisi" yapmak iddiası yatmaktadır. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin beslediği bu yaklaşım, 19'uncu asra gelindiğinde, artık varlıkta fiziğin çözemeyeceği bir problem olmadığına inanıyor ve "din ve metafizik evrelerini geride bırakan insanlığın dine bir daha ihtiyaç duymayacağı"nı iddia ediyordu. Ne var ki, 20'nci asır, materyalizm ve ateizm gibi inkâra dayalı akımlarla noktalanan 19'uncu asır pozitivizminin, "sürekli ileriye doğru akış içindeki tarihî sürec"in "ilkel çağlar" veya "ilkel insan"ın dinleri veya birer bâtıl inanç olarak görüp, tarihte kaldığını ileri sürdüğü akımların aynen veya yeni versiyonlarıyla patlak verdiğine şahit oldu. Daha da ötesi, küreselleşme bu akımları öne çıkarıyor. Kısacası, bilim ve felsefenin "öngörü"leri bir bir iflas ederken, bunların ve meydana getirdikleri dünyanın sebep olduğu akımlar, insanlar arasında "sosyal psikopatolojik" bir durum meydana getiriyor. Evet, psikiyatrist Gökhan Karataş ve Bülent Acar, sosyal psikopatolojik olarak niteledikleri bu durumla ilgili şu değerlendirmeyi yapmaktadırlar:
İnsan, şimdiki durumunda, taş devrindeki insanın kendini bilmediği bir ormanda bulduğu zamanki halini andırmaktadır. Her şey giderek bilinmez ve anlaşılmaz olmaktadır ve bilinmezler ve anlaşılmazlar karşısında insanın kendi varoluşu tehlikededir. Fakat bu gerçeğe rağmen, bazı psikiyatristler, meseleye yine aynı pozitif temele dayalı bir insan veya psikiyatri temelinde yaklaşmaktadırlar.
"Mistik Akımlar"
19'uncu asır, bir yandan bilim temelli pozitivist ve materyalist akımların zirveye ulaştığı bir asır olurken, bir yandan da yeni mistik akımların üremesine veya tarihte kalmış akımların diriltilmesine şahit oldu. Meselâ, 1831 Ukrayna doğumlu, "110 kilo ağırlığında ve günde 200 el sarması sigara içen" bayan Helena Petrovna Blatavasky, 1875 yılında New York'ta albay Henry Steel Olcott ve William Quan Judge ile birlikte Teosofi Cemiyeti'ni kurdu. Teosofi, Tanrı bilgeliği ve İlâhî hikmet manâsına gelmektedir. Bu cemiyetin üç maksadı vardı: 1. Evrensel insan kardeşliğini sağlamak; 2. Kadim din, felsefe ve bilimleri araştırmak; 3. Tabiat kanunlarını araştırmak ve insan içinde gizli olarak bulunan İlâhî güçleri geliştirmek.
Batı'da ortaya çıkan önemli ezoterik akımlardan biri de Hermetisizm'dir. Aslında Hermetisizm, "ilk çağlar" Mısırında ortaya çıkmış olmakla birlikte, 17'nci asırdan itibaren Batı'da yeniden dirilmiştir. 18'inci asırda Masonluğun sembolik ritüellerine yön veren bu Hermetisizm olduğu ve bu akım masonlukla birlikte geliştiği gibi, aynı akım, Teosofi, Altın Şafağın Hermetik Düzeni ve Martinizm gibi etkili ezoterik ekollerin oluşmasında, okültizmin (gizlicilik) yeniden dirilmesinde ve 20'nci asır paganizmi üzerinde de önemli tesirler yapmıştır. Freudçuluğun önemli isimlerinden Carl G. Yung'un bazı eserlerinde görülen bilhassa simya sembolizmi, tanrı-benzeri arketip (ilk model tip)ler ve pisişin (insan nefsaniyetinin) gizli alanlarına ilgi gibi hususlarda da aynı Hermetik mirası görmek mümkündür.
1866 yılında Kafkasya'da dünyaya gelen George Ivanovitch Gurdijeff ise, Hermetisizm, simya üzerine kurulu Batı ezoterizmi (batınîlik) ve Yoga, Vedanta vs. temeline oturan Hind ezoterizminden başka dördüncü bir yolun daha bulunduğu iddiasında idi. Onun sisteminde "farkındalık", "kendini bilme", "kendi üzerinde çalışma" gibi kavramlar ön plana çıkıyordu. Gurdijeff'e göre insan uyku halinde olup, uyanmak içinde bir takım çalışmalara girmeliydi. Aklın normal seyrini değiştirip, farklı şuur hallerini uyarmak için felsefî ve psikolojik seminerler dışında, bazı özel hareketler ve danslar da söz konusuydu.
Batı okültizmi ve/veya ezoterizminde simyacılık ve hermetisizmin yanısıra, özellikle Batı orta çağlarına ait büyücülük, büyü reçeteleri ihtiva eden eserler, cin ve ifrit resimleri, astroloji ve bilhassa Kabbalizm en önde gelen unsurlardır. Bunları, Blatavasky ve Gurdijeff'ten önce yaşayan Paraselsus ve Agrippa gibi okültistlerin eserlerinde görmek mümkündür. Meselâ. bu kişilerle çağdaş olan, 1810 doğumlu Fransız okültist, kabbalist ve büyü uzmanı Eliphas Levi Zahed, hem astroloji, hem büyü, hem hermetisizm ve hem de kabbalizmle ilgileniyordu.
Esasen, iddiaları ne olursa olsun, hepsi birden okültizm (gizlicilik) olarak adlandırılabilecek bu modern mistik akımların, hedef olarak, Rönesans'la gelişen bilimle çeliştiğini söylemek zordur. Yukarıda arz edildiği gibi, Rönesans'ın ve bilâhare gelişen bilim anlayışının temelinde ve hedefinde, insanı kendisinin "ilâhı" yapmak ve ona aslî gücünü kazandırmak yatmakta idi. Yeni mistik akımlar da, bilimin gerçekleştiremediği bu hedefi taşımakta, fakat bu hedefe ulaşmak için ilk çağlardan kalma bir takım yolları teklif etmektedir. Her şeye rağmen temelde yine materyalizm ve inkârcı, insanı gerçek manevî yanından tecrit eden ve bu yanını kabûl etmek istemeyen hümanizm vardır.
Modern Kültler
"Kült", ferdiyetçilik ve ezoterizmi bir araya getiren ve dinî aidiyet duygusu taşıyan küçük gruplara verilen addır. Kültler, özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra çok daha yaygın bir şekilde görülmeye başlamıştır.
Kültler; metafizikçiler, parapsikoloji ve büyü grupları olarak sınıflandırılabilir. Scientific Church (Bilim Kilisesi), eski dinlerin kavramlarıyla yeni bilimsel gelişmeleri kaynaştırmaya ve böylece metafizik gerçek ve tecrübeleri bilimle açıklamaya çalışan metafizikçi kültlere örnektir. İnançlarını parapsikoloji ile izah etmeye ve ispatlamaya çalışan parapsikoloji grupları, daha çok telepati ve zihnî kontrolle ilgilenmektedirler.
ABD'deki en önemli kültler arasında, Koreli bir rahip tarafından kurulan Moon akımını, Hinduizm'in tanrı'larından Vişnu'nun kendisine girdiğine inanılan Hindli Prabhupada adlı biri tarafından kurulan ve kutsal kitapları Bagavitas Gita olan Hare Khrişna'yı, Hıristiyanlık-Budizm karışımı bir görünüm arz eden ve bilimi referans alıp, eğitime önem vermesiyle tanınan Bilim Dini Kilisesi'ni (Scientology Church), kendi içinde farklı, hattâ çelişkili inançları barındıran Yeni Çağ Hareketi'ni sayabiliriz. Bilhassa bu son harekette, Uzak Doğu menşeli olup, zihin ve beden koordinasyonu kurma iddiasındaki bir takım uygulamalar, batınî, mistik fikirler, büyücülük, alternatif tıp ve diyet metotları, parapsikoloji ile bilimi bağdaştırma ve ekolojik duyarlılık önemli yer tutmaktadır.
Monizm, panteizm, panenteizm (Tanrı, bütün bir evrenden ibarettir doktrini), reinkarnasyon, karma (bütün iyi ve kötü davranışlarımızla hayatımızın muhassalası), aura (bedenin dışında bedenin ürettiği enerji alanı), transformasyon (hipnoz, meditasyon, hayal ve bazı ilaçlarla sağlanacağına inanılan iç dönüşümle insanın kendindeki "tanrısal" gücü harekete geçirmesi), ekolojik duyarlılık ve evrensel din, modern kültlerde, bilhassa Yeni Çağ hareketinde en önde gelen esaslarıdır.
Yeni Çağ içinde yer alan modern kültlerde, varlığına inanılan tek bir (dünya) ruhu ile temasa geçme, kristalleri tedavide kullanma, meditasyon, rahatlama ve tedavi için melodik müzik, astroloji; akupunktur, kristal tedavi teknikleri, masaj, meditasyon, yoga, medyum tedavisi, renkler ve sesler gibi değişik yollarla zihin-ruh-beden koordinasyonunu sağlama üzerine kurulu küllî (bütüncül, holistik) sağlık yaklaşımı, ferdî başarıyı artırmaya yönelik zihnî ve hissî gelişim hareketleri ise, başlıca pratikleri veya ritüelleri teşkil etmektedir.
Modern Kültlerin Yaygınlaşmasının Sebepleri
Kültler, günümüzde bilhassa Amerika'da yaygındır ve bu ülkede bini aşkın kült vardır. Ortaya çıkan her bir yeni kült, özellikle internet haberleşmesinin yaygınlaşması sebebiyle hemen taraftar bulabilmektedir. Kültlerin hızla artmasının ve her ortaya çıkan yeni bir kültün taraftar bulabilmesinin en önemli sebepleri olarak, teknolojik gelişmenin ve maddî hayatın insanları tatmin etmemesi, modern bilimin hayat ve varlık problemlerini çözememiş ve çözemeyecek olması, parapsikolojinin gelişmesi ve buna paralel olarak bilhassa Uzak Doğu menşe'li mistik hareketlere revaç verilmesi, özellikle ABD'de Vietnam savaşı gibi savaşların insanlarda meydana getirdiği psikolojik rahatsızlıklar ve üzerinde durulmamakla birlikte, mutlaka durulması gereken Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni'nin maksatlı tercihleridir.
Batı'da bilhassa Uzak Doğu menşe'li ve bu arada Budizm etkili akımların revaç bulması konusunda Ali Şeriati, bir sosyolog olarak şu değerlendirmeyi yapar:
Refah, insan hayatını anlamsızlaştırmakta ve abesleştirmekte. Artık hiçbir şeyde heyecan, ümit, beklenti ve gelecek bırakmamakta. İç âleme yönelme ise, insanı maddî hayata karşı isyan ettiriyor. Buda, böyle bir insanı yansıtır. O, (saraydaki) hayatının cennetine karşı isyan etmektedir. Bugünkü Batı insanının ulaştığı nokta da budur. O, tümüyle maddî olan, maneviyattan yoksun ve salt refah ve yarar düzenine karşı isyan etmektedir. Onun kaderi, sadece maddî hayat ve tüketimin üstünlüğü esasına göre hayatını cennet yapmak isteyen insanın kaderidir ve sonunda vardığı yer, boşluk, isyan ve tüketimci hayatın tahrip edilmesidir. Bugünkü Batı gibi, Buda'nın kaderi de buydu. Bu yüzden Buda, bugünkü Batı'da ilgi görmektedir. (Dinler Tarihi)
Modern insan, her insan gibi temelde semavî menşeini aramakta, fakat kendisini sınırlayacak, eğitip, disipline edecek bir dine ve bunun için de kendi üstünde bir Tanrı'ya inanmak yerine, hem istediği gibi yaşamak, hem de rahatlamak gibi, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir arayışın içinde bulunmaktadır. Bu arayışa cevap olarak ortaya çıkan akımlar, hem ona tam bir postmodern ve tarihselci izafiyet içinde her ferdî inanış ve düşüncenin doğru olduğunu fısıldamakta, hem de bir takım pratiklerle ona rahatlama va'd etmektedir. Böylece o, kendinde saklı olduğuna inandırılan ve beş asır bilimin ortaya çıkaramadığı "tanrısal" gücü ortaya çıkarıp başarısını daha da artıracağı, daha da güçlü olacağı; yenemediği, bilimin, teknolojinin baş edemediği güçleri kendindeki bu güçle yeneceği, hem keyfince yaşayıp, hem de zihnen ve rûhen rahatlayacağı ve Buda'nın iddiasıyla, semadaki "Cennet'i yeryüzüne indireceği" vehmiyle avutulmaktadır. Onun, kendisini gerçekten algılama, ruha atfedilip, ruhla ulaşılacağı kabûl edilen sırların düşünce ile gerçekleştirme pratiği, ben'in enerjisini ortaya çıkarıp, bu enerjinin bize sağlayacağı varsayılan özgürlük alanını genişletme ve hayat mücadelesinde başarı, denge ve uyumu sağlama metodu olarak takdim edilen yoga ve meditasyon gibi tekniklere eğilim göstermesi de bundandır. Bu tür tekniklere ve akımlara bilhassa refah seviyesi yüksek kesimin, hem de çok pahalı seanslara rağmen ilgi göstermesinin altında, bu kesimin, bir türlü bulamadığı mutluluk arayışını, biraz fantezi ve orijinalite ve biraz da bunlarla ayrıcalık peşinde olma temayüllerini de görebiliriz.
Sözünü ettiğimiz mistik akımların son yıllarda bilhassa Holywood çevrelerinde yaygınlaşmasının ve bunlarla ilgili çok fazla yayının yapılıp, bazı safdil Müslümanları Batı'da dine ve maneviyata yönelindiği gibi duygulara sevkeden filmlerin çevrilmesinin altında, çok önemli bir sebep olarak, küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni politikaları da yatmaktadır. Postmodernizm ve tarihselciliğin önemli temellerinden ikisini oluşturduğu küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni, tek bir dinî gerçekliği, hattâ insanüstü bir dinî gerçekliği kabûl etmeyip, bunun yerine dinin ve inançların subjektifliğini ve izafiliğini iddia etmekte; din veya dinî inançlarda yine benlik algısı altında nefsânî unsurları, insanî pisişteki güya saklı güçleri ortaya çıkarma hedefi gütmekte, kısacası dini, Rönesans sonrası bilimselliğin yaptığı gibi, fakat katı ve kaba maddeden çok pisişi öne alarak, yine insana dayamaktadır. Bu sebepledir ki, bilhassa ABD'de radikal Hıristiyan çevreler, hem Amerika'nın devlet olarak bağımsız gücü, yani Amerikalılık ve Amerikancılık adına, hem Hıristiyanlık adına, hem de Amerikan gelenekleri ve aile kurumu adına Küreselleşmeye de, Yeni Dünya Düzeni'ne de karşı çıkmaktadırlar. Onlara göre ve gerçekte de, küreselleşmenin ortaya çıkarmaya çalıştığı yeni dünya dini, bütün inanışları karıştırıp, güya tek ve büyük bir bileşim meydana getirme gayreti içinde olup, buna en müsait gördükleri Budizm ve Hinduizm gibi inançlara önem ve öncelik vermektedir. Son dönemde, Maharişî hareketin 40 bakanlı bir "dünya devleti" kurup, dünya çapında örgütlenmesinde, yine aynı gerçekler söz konusudur.
Satanizm
Satanizm, sanıldığı gibi şeytana tapma değil, şeytanlaşarak, şeytanı da aşma akımı olma niteliğiyle, yukarıda sözünü ettiğimiz kültlerden biri, ama aşırılıkta sınır tanımayan biri şeklinde telâkki edilebilir. Doğu'da ise Satanizm, Yezidilik şeklinde ortaya çıkmıştır. Mezopotamya'nın en eski bâtıl dinlerinden biri olan Yezidilik'te, Melek-Tavus adı altında bir melek gibi görülen şeytana tapılır. Yezidîler bugün Irak ve Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'nin doğu bölgesinde, Almanya, Gürcistan ve Ermenistan'da yaşamaktadırlar. Onlar, taptıkları şeytanın adını hiç anmazlar. Bu inanışa göre güneş, ay ve yıldızlar da kutsaldır ki, buradan bu dindeki Sabiî ve tabiatıyla Mezopotamya tesirini görmek mümkündür.
Yezidilerin Kitabu'l-Cilve (Vahiy Kitabı) ve Mushafu'r-Reş (Kara Kitap) olmak üzere, kutsal kabûl ettikleri iki kitapları vardır. Âhiret inancı bulunmayan Yezidîlik'te okumak, yazmak, hayvanları ehlileştirmek gibi şeyler günahtır. Bu inanca göre, şeytandan Allah'a sığınma öldürülme sebebidir. Bunu yapamayan Yezidî intihar ederek, kendisini Melek-Tavus'a kurban etmiş olur. Bunu da yapamıyorsa bir hafta oruç tutmalıdır.
Modern satanizmin temellerini, 1900'lerin başında Aleister Crowley'in attığı söylenebilir. Yaptığı büyüler ve hayvanların katledildiği, uyuşturucunun çok fazla kullanıldığı kanlı ayinleriyle ünlü olan ve satanizmin düsturlarını anlattığı The Book of Law (Kanun Kitabı)'nı kendisine şeytanın yazdırdığını iddia eden Crowley'e göre insan, yapmak istediği her şeyi sonucunu düşünmeden yapmalıydı. İşte, denebilir ki, modern satanizmin temelinde yatan felsefe budur. Crowley, kutsal olan ne varsa ona küfretmeyi, cinayeti, tecavüzü istiyor ve herhangi bir iyi-kötü ölçüsü tanımadan, mutlak gücü benimsiyordu.
Daha sonra, 1960'larda Amerika'nın Californiya eyaletinde ortaya çıkan Anton Szandor LaVey adlı bir kişi, 1966 yılında Church of Satan (Şeytan Kilisesi)'ni kurdu. Hıristiyanlığa karşı çıkan ve önce Magic Circle (Büyü Halkası) diye bir grup oluşturan LaVey, içinde dokuz şeytanî ilkenin yer aldığı Satanic Bible'ı yazdı. Ona göre satanizmdeki temel hususlar, belli bir dine ve dinî ekole ait olmama ve insanın fizikî veya zihnî yapısından zevk almadır. Şeytan, insanın bir tür hayvan olduğu düşüncesini ve dinlerin günah dediği şeyi temsil eder. Dolayısıyla satanizm, dinî ve ahlâkî her şeye karşı çıkma ve bunların tersini yapma esasına dayanır.
Satanistler, Allah'a, daha doğrusu insanın üstünde, bir başka ifade ile, onun zevk alan hayvanî yanı dışındaki bir varlık boyutuna, meleklere, Cennet ve Cehennem'e, kutsal kitaplara, ruhlara, hattâ şeytana bile inanmazlar. Onlar için var olan, sadece maddî ve reel olandır. Onlar, şeytanı din düşmanlığının, insanın dilediği gibi yaşamasının, insanın içinde uyarılmakla ortaya çıkan gücün sembolü olarak görür ve benimserler. Davranışlarıyla ilgili olarak kendisine hesap verilmesi gereken herhangi bir merci kabûl etmezler ve asla bir üst değer tanımazlar. Satanizm, maneviyata ve manevî bir üst otoriteye inanmayı ve bu inanca göre insanın kendisini terbiye ve disipline etmesini, bu inanç istikametinde benimsediği ahlâkî düsturlara uyma niyet ve gayretini, insanın kendisinden uzaklaşması, pasifleşmesi ve kendi kendisine yalan söylemesi olarak görür. Dolayısıyla insan, kendisine yalan söylemeden, kendisine karşı iki yüzlü davranmadan kendisini keşfetmeli, keşfetmeli ve bir hayvan olduğunu duymalıdır.
Şeytan Kilisesi'nin yayınlarında insan için "şehvetine göre yaşayan vahşî hayvan" tabiri kullanılır. İnsan, aslında bir tür hayvan olduğu için, hayvan olduğunu yaşayışıyla ortaya çıkarmaktan çekinmemelidir. Böyle bir çekinme, yukarıda ifade edildiği gibi, insanın kendi kendisine karşı iki yüzlü davranmasıdır.
Satanizm'in temel düsturlarına ve kendisine göre neyi günah, daha doğrusu, kendisine zıt kabûl ettiğine baktığımızda, satanizm gerçeğini bütün açıklığıyla görmek mümkündür. Satanizm'in önemli 21 düsturundan bazıları şunlardır:
Gücünü kaybetmemek için, zayıf ve aciz (karaktersiz, kişiliksiz) olanlara saygı gösterme.
İçinde başarma hedefi bulunduğu için gücünü her zaman sına.
Mutluluğu, barışta değil zaferde ara.
Yeni bir şey yaratacaksan, eskiyi tamamen yok et.
Ölümünü göremeyeceğin hiçbir şeyi çok fazla sevme.
Her zaman yapılmamışı keşfetmek için, daha fazla çalış.
Boyun eğmektense, öl.
Demircilik, ölümün kılıcını işlemek dışında hiçbir sanatsal değere sahip değildir. Ancak ölüm getiren kılıç, bir sanat şaheseridir.
Her şeyin üstünde başarıyı elde etmek için önce kendinin üstüne çık (Kendini aşmayı öğren).
Yaşayanların kanı, yeni bir tohum yaratmak için iyi bir gübredir.
Kurukafadan oluşan piramitlerin üzerinde duran kişi, daha uzakları görebilir.
Sevgiyi bir kenara atma. Fakat onu her zaman tehdit et; çünkü o bir sahtekârdır.
Bütün büyük olan şeyler, acı üzerine kurulmuştur.
En önde olmaktan çok, en üstte olmaya çalış. Çünkü büyüklük orda yatar.
Daha önceden yaratılmış engelleri yok etmek için taze ve güçlü bir rüzgar gibi gel.
Gücü engellediği için bütün aldanma ve yalanları reddet.
Bütün bu temel düsturlara baktığımızda, Satanizm'de gücün, güçlü olmanın, başarının, insanın dilediğini yapmasının, ölümün ve öldürmenin, bütün insanî duyguları reddetmenin, her türlü kurala başkaldırma ve isyanın en önde geldiğini görürüz. Satanizm'in temellerini başka ve daha felsefî ifadelerle açıklayan bir başka metinde ise, bu düsturlar şu şekilde ortaya konmaktadır:
Satanizm, sana kendini sakınmayı değil, istediğini yapma özgürlüğünü sunar.
Satanizm, sana ruhsal boş umutlar, hayaller yerine hayatî varoluşu sunar.
Satanizm sana, iki yüzlü bir şekilde kendini aldatmak yerine, saf aklı sunar.
Satanizm sana vurana öbür yanağını dönmektense, intikam alacak gücü sunar.
Satanizm sana der ki: İnsan, diğer dört ayak üstünde yürüyen hayvanlardan, bazen daha iyi, sık sık daha kötüdür. Zekâ gelişimi ve ayırt edebilme yeteneğinden dolayı, insanoğlu bütün hayvanlardan daha vahşi olabilir. (Bu düsturu açacak olursak, kendisi de bir hayvan olan insanın hayvanlardan daha iyi olması, daha vahşi olması demektir.)
Satanizm sana, günah diye tabir edilen her şeyin aslında fiziksel, duygusal ve zekâsal birer zevkten ibaret olduğunu söyler.
Satanizm, kendin için yaptığın ve zevk aldığın şeyleri onaylar ki, bunun farkına varan ve uygulayan kişi satanisttir.
Satanizm'de günah kavramına gelince, diğer dinler, insanların nefsaniyeti gereği yerine getirmekte zorlandığı bazı yasaklar koymuştur. Satanizm'de ise, bu yasakları yerine getirmeye çalışmanın adı günahtır.
Nasıl ve niçin satanist olduğunu anlatan bir vatandaşımızın söyledikleri de, satanizmin mahiyetini açıklamaya yetmektedir:
Sürekli Pendagram'ı dinleyen ... isimli arkadaşımız, gizli güçlerle bağlantısı olduğunu iddia ederdi; evine gittiğimizde bazen aklını kaçırmış gibi delilikten öte hareketlerde bulunurdu. Kur'an yapraklarının üstünde oldukça sapık eylemlerde bulunduğuna bizzat şahit oldum. Hepimiz, tam bir din düşmanıydık, özellikle İslâmiyet'in. Kur'an-ı Kerim yapraklarına, cami duvarlarına ve cami bahçesindeki musalla taşlarına akla gelmedik sapıkça eylemlerde bulunur ve kendimizi tatmin ederdik. Böyle yaparak Şeytan'a hizmet edeceğimiz şeklinde beynimiz yıkanmıştı. "Eminim Şeytan bizi seyrederken kıskanıyordur" diye onunla alay ederdik. İnternetten Şeytan'la sohbet ederdik. En çok onu yaparken heyecanlanırdık.
Değerlendirme
İnsanlık tarihi, Rönesans'la birlikte yeni bir döneme girdi. Daha sonraki gelişmelerle bu döneme aydınlanma, bilimcilik, akılcılık, pozitivizm gibi adlar da verilmiş olsa, bunların hepsinin dayandığı temel, semavî olana, yani Allah'a ve O'nun gönderdiği dine baş kaldırıp, insanın güya kendi içindeki "tanrısal" gücü keşfetmesi ve kendisi olması iddiasıydı. Bu felsefenin örnek olarak öne sürdüğü kişi Promete idi ki, bilindiği gibi Promete, insanlara ateşi yasaklayan Yunan baştanrısı veya tanrılarından kutsal ateşi çalıp insana getiren, bu sebeple de tanrılar tarafından sürekli cezaya çarptırılan tanrı-soylu bir kişi idi. İşte bu felsefe, önce maddî varlıktan aşkın bir ilâh, yani Allah anlayış ve inancını reddediyor, fakat bunu yaparken, var olan her şeyi ve bu arada insanı tanrılaştırıyordu. Dolayısıyla, Rönesans sonrası felsefelerde ve son asırlarda, bilhassa da günümüzde ortaya çıkan kültlerde, mistik akımlarda monizm, panteizm, panenteizmin benimsenmesi ve insanda bir takım tanrısal güçlerin var olduğu iddiası, boşuna değildir.
Rönesans'la birlikte ortaya çıkan söz konusu anlayış ve felsefe, insanı varlığın merkezine oturttu. Ona göre insan ise, fizikî ve en nihayet pisişik boyutundan ibaretti. Kendi üstünde, onu sınırlayacak bir güç yoktu. Bu gücü, tarih içinde, "tabiat kuvvetleri"nden korkma, ataerkil otoriteye bağlılık, toplum menfaatlerini ön plana alma gibi bir takım ferdî zayıflık ve özlemler ortaya çıkarmış, yani Tanrı insanı değil, insan "haşa" tanrıyı yaratmıştı. Şimdi insan, kendisini, kendisindeki gücü keşfetmek ve kendi olmakla, meydana getirdiği bilim ve teknoloji ile eski zayıflığını ve bu zayıflığa yol açan tabiatı aşmak ve tabiata hakim olmakla artık bu tanrıyı bırakabilirdi.
Modern insan, bu anlayışla yola çıktı. Ama, kendisinin ve kâinatın yaratıcısının kendisi olmadığını apaçık gördüğünden yaratma işini madde, tesadüf veya tabiatın kendisi gibi şuuru, ilmi, iradesi, gücü bulunmayan bir takım vehmî güçlere havale etti; yaratma, yaratılanı idareden çok daha zor olduğu ve bütün varlığı tanıyan bir ilim, irade ve kudret gerektirdiği halde, yaratmayı tabiata, maddeye, tesadüflere havale ederken, hayatını tanzim ve idareyi ise, kendi tekeline alıyordu. Kısaca insan, asıl iki yüzlülüğü burada yapıyordu. Çünkü onun, daha doğrusu, modern dünyanın kurucu ve hükmedicilerinin asıl niyeti, diledikleri gibi yaşamak ve bu yaşamanın önündeki engelleri ortadan kaldırmaktı. O veya onlar, dünyaya ve diğer insanlara istedikleri gibi hükmetmek istiyorlardı. Bunun için de, İlâhî Otorite'yi ve dini istemiyorlardı. Fakat bunu, bir takım felsefelerin, kavramların ve güya bilimsel faraziyelerin arkasına saklanarak yaptılar. İnsanın bir hayvan veya hayvansoylu olduğunu güya bilimsel bir teori olarak sunan Darwinizm, Spencerizm'le özdeşleşen ve dinî inancı, dinin hayata etkisini reddeden, gücü ve güçlüleri öne çıkarıp, zayıfları yokluğa mahkûm eden, faşizmin doğuş ve yükselişinin zeminini hazırlayan, ırklar ve renkler arası mücadeleyi ön plana çıkaran sosyal darwinizm ve bir de Freudizm, bilhassa bu hususta çok önemli fonksiyon gördü.
Her şeye ve her türlü iddiaya rağmen, bilim ve teknoloji modern insanın iddialarını ispata yetmedi ve bilhassa günümüzde onun bu yetersizliği bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Asırlardır hücuma uğrayan din, bütün bu hücumların altından yine bütün tazeliğiyle ortaya çıkma emareleri gösterdi. İnsanlar, yeniden gerçekten inanmak ve gerçek bir dine bağlanmak istiyorlardı; bizzat tabiatlarının, daha doğrusu fıtratlarının bunu gerektirdiğini keşfetmişlerdi. Bilimin ve teknolojinin kurduğu dünya, onları tatmin etmiyordu. İşte böyle bir ortamda, insanlık yeni arayışlarının içine girdi. Ve bu arayışlar, dünyaya hükmetmeye çalışan bir takım güç merkezleri ve onların bir ideoloji olarak ileri sürdüğü küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni yaklaşımları tarafından yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Yukarıda kendilerine kısaca temas ettiğimiz mistik veya ezoterik akımların ve bunların şimdilik en aşırı ucunu temsil eden satanizmin yaygınlaşmasının temelinde yatan ana nokta budur ve ana sebepler, bunlardır.
Satanizm'e karşı durmak, her şeyden önce samimiyeti gerektirir. Hem pozitif manâda bilimci ve akılcı olmakla hem satanizme karşı olmak, hem modern hayat sistemini benimsemekle hem satanizme karşı çıkmak, hem eğitimde, dünya görüşünde, insan hayatında ve hayatı tanzimde darwinci, materyalist ve İlâhî Din'e karşı olmakla hem satanizmin ve bir takım sahte mistik akımların önünü almaya çalışmak, samimiyetsizlik, daha yumuşak bir ifade ile, bilgisizliktir. Bu akımlar karşısında çarenin nerede yattığı, her şeyden önce hastalığın, yukarıda arz ettiğimiz şekilde teşhisiyle mümkündür. (Yeni Ümit, Sayı: 59)