İslam Kelamı Açısından Kıyamet Alametleri-1
İslâm akaidine göre, gözümüzle gördüğümüz bu âlemin mutlaka bir başlangıcı vardır, yoktan var edilmiştir. Başlangıcı olan herşeyin bir de sonu olması gerektiğine göre, bu âlemin de bir sonu olacaktır. İslâm literatüründe bu büyük hâdise "Kıyamet", "es-Sâa", "En-Nebeu'l-Azim" (büyük haber), "el-Yevmu'l-Ahir" (son gün), "el-Yevmu'l-Âzim" (büyük gün), "Yevmu'd-Din" (hüküm günü) tabirleriyle ifade edilmiştir.1 Bu inanç, en ibtidaî kavimlerden en modern milletlere kadar bütün insanlığın müşterek bir kültürü olarak önümüze çıkmaktadır. Kıyamet, dolayısıyla ahiret inancı İslâm dininin temel rükünlerinden birini oluşturmuştur. "Son gün" mutlaka gelecektir. Bu sonun yaklaştığının habercilerine de yine İslâm literatüründe "Kıyamet Alâmetleri" denilmiştir.
A- İsbatına İlişkin Deliller:
Kur'ân-ı Kerîm'de kıyamet alâmetleri "eşrat" tabiriyle ifade edilmektedir. "Onlar kendilerine sâatin (kıyametin kopuşunun) ansızın gelip çatmasından başka neyi bekliyorlar? İşte onun alâmetleri (eşrat) şimdiden gelmiştir."(Muhammed, 47/18) mealindeki âyet-i kerîmenin kıyamet alâmetlerinden söz ettiğinden şüphe yoktur.2 Âyette geçen "el-Eşrat", "şart" kelimesinin çoğulu olup, "alâmetler" demektir. Birşeyin "eşrat"ı başlangıcını gösteren fiillerdir. "Eşrat" sebepler manâsına da gelmektedir. Bu durumda "eşratu's-sâa," kıyametin sebepleri anlamında olacaktır.3 Diğer bir âyet-i kerîmede ise bazı alâmetlerin zuhuruyla tevbe kapısının kapanacağı anlatılmaktadır. "Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün, daha önce iman etmiş veya imanında bir hayır kazanmış olmayan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz" (En'am, 6/158). Âyet-i kerîmeyi yorumlayan Süfyânü's-Sevrî, "Rabbinin bazı âyetleri"nden maksadın güneşin batıdan doğması olduğunu söyler.
Bu durumda insanlar artık iman etse de, imânları kendilerine bir fayda sağlamayacaktır.4 "Göğün apaçık bir duman getireceği günü bekle" (Duhan, 44/ 10) âyetinde de kıyamet alâmetlerinden olan "duhan" kastedilmektedir. Bunun tasviri şöyle yapılmaktadır: "O gün bütün yeryüzü, içinde ateş yakılan ve o ateşin dumanıyla dolan bir ev gibi olur." 5 Kur'ân-ı Kerîm'in, Kıyamet hadisesinin yakınlığını ve ansızın olacağını bildirmesinden dolayıdır ki Resûl-i Ekrem (sav) onun durumuyla çok ilgilenmiştir. İşaret ve alâmetlerini anlatmış, ondan önce meydana gelecek fitnelere dikkat çekmiş, ümmetini ikaz edip o şiddetli döneme hazırlıklı olmalarını istemiştir. Hz. İsâ'nın nüzûlünü6, Hz. Mehdî'nin çıkacağını7, Deccal'in ortaya çıkıp insanları dalâlete götüreceğini8, Hicaz bölgesinde bir ateş çıkacağını9, yalancıların zuhur edeceğini10, güneşin batıdan doğacağını", haber vermiştir. Hadis kaynaklarımızda da bu konuda bir literatür oluşmuştur.
B- Kıyamet Alâmetlerinin Çeşitleri:
Yukarıda da zikrettiğimiz gibi, Kıyamet alâmetleri birçok hadîs kaynaklarında başlı başına bir bölüm teşkil etmiştir. Alimler, bunları farklı açılardan ele alarak muhtelif kısımlara tabi tutmuşlardır. El-Halimî (403/1012) bunları büyük ve küçük olmak üzere iki kısma ayırmaktadır. Kıyametin büyük alâmetleri konusunda Hüzeyfe b. Esîd'in hadisi mutkan bir hadis olarak kabul edilmektedir. Burada Sahabîlerin kendi aralarında kıyamet meselesini konuştukları bir sırada, Resûl-i Ekrem (sav) ansızın çıkagelmiştir. Ne konuştuklarını sormuş ve "on alâmet zuhur etmeden kıyametin kapmayacağını" haber vermiştir. Bunlar Deccal'in çıkışı, duhan, dâbbetu'l-arz, güneşin batıdan doğması, İsa'nın nüzûlü, Ye'cüc ve Me'cuc'un çıkışı, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında üç yer batması ve insanları mahşer meydanına sevkedecek Yemen'den çıkan ateştir.12 Küçük alâmetlerin sayısına belli bir sınırlama getirmek mümkün değildir. Birçok rivayetlerde fer'î sayılabilecek bazı hususlar da kıyamet alâmeti kabul edilmiştir. Hadis kaynaklarımızda küçük alâmetler, muhtelif vesilelerle zikredilmektedir. Bunlar insanların yüksek binalar yapmakta birbiriyle yarışmaları, yeryüzündeki hayatın zorlaşması sebebiyle insanların ölümü temenni etmeleri, Hicaz'da, Şam yakınlarındaki Busra'da bulunan develerin ayaklarını aydınlatacak kadar kuvvetli bir ateşin çıkması, Fırat nehrinin sularının çekilmesi ve yatağından hazine çıkması, İslamî ilimlerin ortadan kalkması, cehaletin artması, depremlerin çoğalması, Yahudiler ile Müslümanlar arasında bir savaşın patlak vermesi, İstanbul'un fethi, zamanın yakınlaşması, erkeklerin hanımlarına itaat edip annelerine isyan etmesi gibi birçok alâmet bu kabilden sayılmıştır.13
Diğer bir açıdan alâmetleri tahlil eden âlimler, sübut delilleri açısından taksime tabi tutmuşlardır. Buna göre kıyamet alâmetleri mütevatir haber ve âhad haberle sabit olanlar olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Mütevatir haber ile sabit olanlara örnek olarak Deccal'in çıkışı, İsa'nın nüzulü, Ye'cûc ve Me'cûc'un ortaya çıkması, dâbbe ve güneşin batıdan doğması verilmektedir. Bu görüşe göre ahad haber ile sabit olanlar zanniyat sınırını aşamadığı için, onlara inanmak mecburiyeti yoktur. Ancak mütevatir kabul edilen alâmetlere inanma mecburiyeti sözkonusudur. "Kitap ve sünnet bize bunları açık bir şekilde beyan etmiştir. Dinin zarurî meselelerindendir. Hiçbir Müslümanın bunu inkar etmesi caiz değildir. Gaybî olan bu meselelerde şüpheye mahal yoktur." 14
Zaman açısından taksime tabi tutanlar olmuştur. Buna göre;
a) Fiilen vaki olanlar ki bunlar eski dönemlerde olmuş, bitmiştir.
b) Şu anda devam etmekte olan alâmetler ki bunlar da başlamış ve halen devam eden hususlardır ki zinanın artması, şarap tüketiminin fazlalaşması halen mevcuttur.
c) Kıyamete çok yakın bir zamanda meydana gelecek alâmetlerdir ki henüz vuku bulmamıştır. Hz. İsâ'nın nüzulü ve Güneş'in batıdan doğması bu çeşit alâmetlerdendir.15
Bu hususta farklı bir tasnif dikkatimizi çekmektedir. Bu tasnife göre alâmetler iki gruba ayrılmaktadır:
a) İnsanların fiil ve iradeleriyle meydana gelen,
b) Doğrudan Allah'ın iradesiyle vuku bulan alâmetler.16
Burada şu kastediliyor olsa gerektir: Güneşin batıdan doğması, Hz. İsâ'nın gökten inmesi gibi alâmetlerde insanların bir müdahalesi, iradelerinin bir taalluku yoktur. Ancak Deccal'in çıkması, kötülüklerin artması gibi alâmetlerde insanların iradî müdahaleleri sözkonusudur.
C- Kelâm Âlimlerinin Görüşleri:
İlk Kelâmcı kabul ettiğimiz İmam Ebu Hanife, sadece dört kıyamet alâmetinden bahsetmektedir. Deccal, Ye'cuc ve Me'cuc, Güneşin batıdan doğması, Hz. İsâ'nın gökten inmesi. Ancak bunların dışında da kıyamet alâmeti olabileceğine inandığı şu ifadesinden anlaşılmaktadır: "Sahih eserlerde, sahih senetlerle gelen haberlerde bildirilen diğer (bu dördün dışında) kıyamet alâmetleri de haktır."
Kelâmcılarımız genelde teferruattan kaçınmışlardır. Hadislerde geçen şekliyle kabul ettiklerini itiraf etmişlerdir. Detaylara inmemeyi tercih etmişlerdir. Halbuki bazı hadis kaynaklarında oldukça fazla detaylar da verilmektedir. Ahmed b. Hanbel'in hocası Ali el-Medînî (234/848), et-Tahavî (321/933) ve el-Acurrî (360/970) gibi Selefin mutekaddimîni, Deccal'in çıkışına ve İsa'nın nüzulüne inanmayı önemle vurgulamış, birer iman konusu olarak "inanılması gereken hususlar" başlığı altında ele almışlardır.18 Diğer taraftan birçok kelâmcı kıyamet alâmetlerinin hak ve buna inanmanın gerekli olduğunu söylemekle yetinmiştir.19
Bazı kelâm kaynaklarımız Ebû Hanife'nin zikrettiği dört kıyamet alâmetine dâbbetu'l-arzı ilave etmiş ve bu beş alâmetin üzerinde ümmetin icmaı ve ittifakı olduğunu kaydetmiştir.20 Son dönem âlimleri arasında yukarıda zikrettiğimiz Hüzeyfe b. Esîd'in hadîsinde geçen on alâmet aynen benimsenmektedir.21
D- Beş Kıyamet Alâmeti Hakkında Bazı Yorumlar:
Bu alâmetlerin meşhur olup, halkın inançlarında mühim bir yer tutanların başında Deccal'in çıkış meselesi gelmektedir.
1-Deccal: Bu konuda Kur'ân'da bir sarahat olmamakla birlikte hadis kaynaklarımızda birçok rivayet bulunmaktadır. Bunların bir kısmı Buharı ve Müslim gibi sahih kaynaklarda yer almaktadır. Ancak meselenin temel esprisi yakalanmadığı için, bu inanç toplumları hatalı bekleyişlere ittiği kanaatindeyiz. Cemiyet olağanüstü bir varlığın çıkmasının beklentisi içine girmiş, uzun süre bu böyle devam etmiştir. Altmış arşın boyunda, eşeğinin iki kulağı arası altmış arşın uzunluğunda bir insan, cemiyetin muhayyilesinde yer etmiştir. Halbuki hadis kaynaklarımızda da otuz Deccal'den bahsedilmektedir. Bunlar çıkmadan Kıyametin kopmayacağı haber verilmektedir.22 Bundan anlaşılıyor ki her dönemde hayır ve şer mücadelesinin muhtelif tezahürlerini görmemiz mümkün olacaktır.
Bir tek insanın yapamayacağı olağanüstü halleri, bir dalâlet cemiyeti pek tabii olarak başarabilir. Kaynaklarımızda bu kavram hep bir "Süpermen" şeklinde düşünülmesinin sebebi, eski dönemlerdeki teşkilatlanma günümüzdeki kadar gelişmediğindendir. Bir diğer husus da Resulûllah'ın teşbih ve temsil suretinde söylediği şeylerin aynen düşünülmesi ve edebî sanatlar açısından mütalâa edilmemesinden dolayı, büyük tahribatların gerçekleştirilmesi hep bir şahsa hamledilmiş ve olağanüstü bir varlık olarak tasvir edilmiştir. Allah'ın kâinata koyduğu "hikmet" prensibi gözardı edilmiştir. Halbuki bu dünyada herşey İlâhî hikmet çerçevesinde cereyan etmektedir. Hayır ve şer mücadelesi de elbette bu ölçüler dahilinde cereyan etmelidir. Ütopik bir Deccal beklentisinin dinde yeri olmadığı kanaatindeyiz.23
2-Dâbbe: Yukarıda zikrettiğimiz aynı hususlar dâbbetu'l-arz için de geçerlidir. Kıyametin yaklaştığını gösteren bir işaret olarak yerden çıkacak bir hayvan şeklinde tasvir edilen bu yaratık, Kur'ân-ı Kerîm'de ismen zikredilen bir Kıyamet alâmetidir: "O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir dâbbe çıkarırız, o onlara insanların ayetlerimize içtenlikle inanmadıklarını söyler." (Neml, 27/82)
Kelâm kaynaklarımızda bu husus "Dâbhetü'l-arzın çıkışı haktır" şeklinde bir cümle ile ifade edilmiştir.24 Zikrettiğimiz âyetin tefsirinde geniş izahlar yapılmıştır. Hatta "söyler" manâsında zikredilen "tükellimuhum", "teklimühüm" şeklinde kıraat edilmiş ve "yaralamak" manâsına geldiği bazı müfessirlerimiz tarafından açıklanmıştır.25 Dâbbetü'l-arz'ın şekli, çıkışı ve özellikleri hususuna Kütüb-i Sitte dışındaki kaynaklarda yer alan ve bazı tefsirlere de intikal etmiş olan ancak senet ve metin açısından tenkit edilebilen İsrâiliyat türünden rivayetler, eşrat-i saat konusunda geniş bir literatür oluşturmuştur. Bazı hadîs kaynaklarımızdaki tasvirler genellikle çok büyük ve olağanüstü bir hayvanı anlatır. Ancak bir kıyamet alâmeti olarak dabbenin çıkışı sahih hadis kaynaklarımızda vardır.26 Dâbbetü'l-arz'ın bir virüs olabileceği fikri, Kur'ân'daki "dâbbe" kelimesinin kullanım tarzına daha yakın görülmektedir. Zira Sebe sûresinde geçen âyette "dâbbe", "ağaç kurdu" anlamındadır.27 (Yeni Ümit, 27. Sayı)
(Devam edecek)
DİPNOTLAR
(*) Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
1) bkz. M. Fuad Abdulbaki, el-Mu'cemu'l-Müfehres, s: 370-1, 581-2,686-775-780.
2) et-Taberî, Camiu'l-Beyan, XXVI, 52-3; (Neşr: Muhammed Şakir) Kahire 1376 ez-Zemahşerî, Keşşaf, IV. 323; Kahire 1987 er-Razî, Mefâtihu'l-Gayb, XXVIII, 60. Beyrut, ts.
3) İbn Manzur, Lisanu'l-Arab, ş-r-t- md.
4) Süfyanu's-Sevrî, Tefsir, s. 110 Beyrut 1983.
5) Kadı Beyzavî, Envaru't-Tenzîl, IV, 217.Kahire ts.
6) Buharî, Buyu, 102 Beyrut ts., Mezalim, 31, Enbiya, 49; Müslim, İman, 242, 247;Kahire, 1374/1954 Ebu Davud, Melahim, 14; Tirmizî, Fiten, 54.
7) Ebu Davud, Mehdi, 1Neşr. M.M. Abdühamid, Beyrut ts; Tirmizî, Fiten, 52 Neşr. İbrahim Atve Avad, Kahire 1395.
8) Buharî, Fiten, 26, 27, Fedailu'l-Medine, 9. Enbiya, 50; Müslim, Fiten. 100-3, 105, 112,119, Ebu Davud, Melahim, 15; Tirmizî. Fiten, 66.
9) Buharî. Fiten 24; Müslim, Fiten, 42; Tirmizî, Fiten. 42.
10) Tirmizî, Fiten, 43; Ebu Davud, Melahim, 16.
11) Buharî, Rikak, 39, İstiska, 27. Zekât. 9; Müslim, İman, 248; Ebu Davud, Melahim, 12.
12) Müslim, Fiten, 39; bk. el-Halimî, el-Minhac fi şu'abi'l-iman, Kahire, 1400/1979, I. 422; Seyyid Sadık, el-Akaidu'l-İslâmiyye, s. 246-7.
13) Bu husustaki hadisler için bkz. Buharî, Fiten, 4, 24, 25; Müslim, Fiten, 17,42,53,79-82; Tirmizî, Fiten, 39, 58, Zühd. 24.
14) el-Butî, Kubra'l-Yakiniyyat, el-Kevniyye s. 338, vd.. Dımaşk 1934
15) el-Merağî, Tefsir. III, 133-4, Beyrut 1985
16) Şerafeddin Gölcük-Süleyman Toprak. Kelâm, s. 382. Konya 1992
17) Ebu Hanife, el-Fıkhu"l-Ekber. s. 7. Kahire ts.
18) el-Lalikaî, Şerhu Usuli İtikadı Ehli's-Sünne, ve'l Cemaa. Neşr Ahmed Sa'd Namdan Riyad, 1406/1985, 166; el-Acurrî, eş-Şeria, s. 372; Neşr. M. Hamid el-faki Beyrut 1983 İbn Kudame, Lum'atu'l-İtikad, s. 26 Neşr. Bekir Topaloğlu, İzmir 1981; et-Tahavî, ef-Akide, s. 59 Neşr. Nasıl El-Elsâni, Beyrut 1399/1987.
19) el-Pezdevî, Ehl-i Sünnet Akaidi, s. 353; İbn Kudame, el-İ'tikad, s. 50; en-Nesefî, el-Akaid, s. 12; İbnu'l-Humam, el-Müsayere, s. 198; İbn Hacer, el-Kavlu'l-Muhtasar. s. 79; es-Senusî, Umdetu Ehli't-Tevfik, s. 276; el-Bacurî, Tuhfetu'l-Murid, s. 110.
20) ed-Derdîr, Şerhu'l-Haride, s. 63-4.
21) Ö. Nasuhi Bilmen, Mulahhas İlm-i Tevhid. s. 76-7; krş. Hüseyin el-Cisr, el-Husunu'l-Hamidiyye s. 86-7; Sıddık Hasan Han, Katfu's-Simar, s. 118.
22) Buharî. Fiten. 25. Menakıb, 25; Müslim, Fiten, 84.
23) Geniş bilgi için bk. Zeki Sarıtoprak, İslâm'a ve Diğer Dinlere Göre Deccal. s. 51-97.
24) Ebu Hanife, a.e., s.7; et-Tahavî, a.e., s. 59; el-Pezdevî, Ehl-i Sünnet Akaidi, s. 352.
25) İbn Kesir. Tefsîr, VI, 220-224; Şevkanî, Fethu'l-Kadir, IV, 146-7.
26) Müslim, İman. 249. Fiten, 39; Ebu Davud, Melahim, 12.
27) bkz. Zeki Sarıtoprak. "Dâbbedu'l-Arz". md., DİA, VIII, 393.