3- HZ. İSA'NIN NÜZÛLÜ:
Bu hususta çeşitli yorumlar yapılmaktadır. Bazıları bunu tamamen ilâhî kudret açısından ele alırken, diğer bir kısım âlimler bunu te'vil ediyorlar. Konunun hem Hristiyan hem de İslâm akaidinde yer alması dikkat çekicidir. Bu hususta sarih bir âyet olmadığını belirtmeliyiz. Ancak tefsir âlimleri bazı âyetlerin yorumunda buna işaretler çıkarmaktadırlar: "Beşikte ve yetişkinlikte insanlarla konuşacak ve iyilerden olacak" (Âl-i İmran, 4/46) âyet-i kerîme'sinden bir kısım müfessirler nuzûl-i Îsa'ya delil çıkarmaktadırlar. Nuzûl-i Îsa'ya delil teşkil ettiği ileri sürülen "Kitap ehlinden herbiri ölümünden önce ona muhakkak iman edecektir." (Nisa, 4/159) şeklindeki âyet-i kerîmenin tefsirinde Hz. İsa'nın gökten ineceğine dikkat çekilmektedir.29
Kelâmcılar, Hz. Îsa'nın şu anda gökte hayat sahibi olup olmadığı hususu üzerinde durmadıkları halde, nüzulünün hak olduğunu söylemişlerdir. Ancak meşhur kelâmcı et-Teftazânî, Hz. Îsa'nın gökte hayatdar olduğu görüşünü açık bir şekilde dile getirmekte ve "büyük âlimlerin de aynı kanaati paylaştıkları gibi" diyerek, bazı âlimleri kendisine mesned olarak göstermektedir. Ona göre Îsa'nın nüzûlü konusunda varid olan hadisler âhad dahi olsa, bunun sahih olduğuna işaret eder. Hatta Deccal hakkındaki hadisleri "mütevatirun bi'l-mâ'nâ" olarak görmektedir. 30
Bazı Kelâm kaynaklarımıza göre Hz. İsa göklere çıkarılırken, yeme ve içme ihtiyacı selbedilmiş, âdeta "insî bir melek" durumuna getirilmiştir. Uzayda belli bir yükseklikten sonra oksijensizlikten nefes alıp vermenin mümkün olamayacağı şeklindeki bir iddiaya "Allah hayatı, havayı teneffüs etmeksizin de devam ettirebilir" şeklinde cevap verilmiş ve Cenâb-ı Allah'ın kudreti noktasında konuya yaklaşılmıştır. Cenab-ı Allah'ın bir melek vasıtasıyla Hz. Îsa'yı göğe çıkarıp, tekrar yeryüzüne indirmesinde bir engelin olamayacağı bazı yazarlar tarafından da ifade edilmiştir. 31
Hz. Îsa'nın nüzulüne işaret eden nassların, özellikle hadislerin zahirî delâletlerine bakılarak İnsanlar, Îsa'nın Şam'da beyaz minareye ineceğini beklemişlerdir. Hatta bir zaman her ihtimale karşı sürekli beyaz bir at da bulundurulmuş, ta ki gelince bu ata binsin. Sanıyorum mesele bu kadar müşahhas ve basit olmamalıdır. Nitekim muasır âlimlerin bir kısmı Hz. Îsa'nın aslında Hristiyanlığı temsil ettiğini ve dolayısıyla bundan maksadın Hristiyanlığın hurafelerden temizlenip, İslâm'ın özüyle bağdaşan gerçek İseviliğe yöneleceklerine işaret olduğunu belirtmişlerdir. Bir bakıma Hristiyanlığın İslâmlaşması anlamına gelen bu hâdise Hz. Îsa'nın gelişiyle daha da pekişmiş olacaktır. Nüzulü de hiçbir şekilde böyle tasvir edildiği gibi şa'şalı olmayacak, bir nuranî varlığın veya meleğin semadan inmesi gibi olacak ve pek az kimse onu tanıyabilecektir. Hatta "semadan nüzûl" tabiri dahi rahmet-i İlâhiyyenin semasından nüzul şeklinde izah edilmektedir. 32
Bazı kaynaklarda yer alan Îsa (as)'nın Şam'da beyaz minareye ineceği hususundaki iddianın sahih bir dayanağı yoktur Amerika'yı keşfeden Christoph Colomb ve buraya yerleşen Hristiyanlara göre Hz. İsa, Amerika'ya nüzûl edecektir. Onun için de bu bölgeyi onun gelişine hazırlamak için süsleyip, yeşillendirmek gerekir diye bir inanca sahip olmuşlardır. 33
Bugün dahi çağdaş Batı toplumunda Îsa'nın geleceği inancı bulunmaktadır. Almanya'da adı yeni Luther'e çıkan rahip Eugen Drewermann, bir mülâkat sırasında kendisine Hz. Îsa'nın yeniden dünyaya geleceğine inanıp inanmadığı sorulduğunda "Elbette inanıyorum, ama Allah'ın melekutunun gelişi davul sesiyle ilân edilmeyecektir" diyor. Dortmund Üniversitesi İlahiyat profesörlerinden Paul Schwarzenau, Hz. Îsa'nın nüzûlüne inanıyor ve Kur'ân'ın Hz. Îsa hakkındaki izahlarını benimsiyor. Bugün bazı Hristiyan cemaatleri büyük bir iştiyakla Hz. Îsa'yı bekliyorlar. Çeşitli Avrupa ülkelerinde "Îsa'nın ikinci gelişini bekleyenler" adı altında örgütler ve dernekler kuruluyor.34
4-YE'CÛC VE ME'CÛC
Eski Ahit'te Gog ve Magog olarak geçen Ye'cûc ve Me'cûc Kur'ân-ı Kerîm'den anlaşıldığına göre Zülkarneyn döneminde vardı. "Ey Zülkarneyn, Ye'cûc ve me'cûc yeryüzünde fesat çıkarıyorlar" (Kehf, 18/94) diye kendisine şikayette bulunulduğu anlatılmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de detaylara girilmeden bu şekilde anlatılan bu kavim, hadis ve tarih kaynaklarımızda bir literatür oluşturacak kadar tafsilatlı anlatılmıştır. Şüphesiz detaylarda tezatlı bilgiler de sözkonusu olmuştur. Bazen sidre ağacı kadar uzun oldukları nazara verilmekte, bazan da bir karış boyunda oldukları ifade edilmektedir. Eski kültürlerin bunda etkisi olduğu muhakkaktır. Ancak müşterek nokta, âhirzamanda, Ye'cûc ve Me'cûc'un büyük fitneler çıkaracağıdır. Bu kavim Mançur ve Moğol kabileleri olduğu, tarihte birkaç kere Asya ve Avrupa'yı perişan ettikleri, gelecekte de bu kabilelerin devamı mahiyetinde, gruplar halinde bir afet olarak medeniyet dünyasını tahribe çalışacaklarına işaret edilmektedir. "Zira insan kalbinden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâ o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir. Artık siyasetle idare edilmez." Çin Seddi'nin yapımına sebebiyet veren Mançur ve Moğol kabileleri, ekilen dinsizlik ve anarşistlik tohumları sebebiyle gelecekte yine o civarlardan çıkıp medeniyet dünyasına büyük zarar verebileceklerinden endişe edilmektedir.15
Tefsir âlimlerimiz "Yüfsidâni" şeklinde tesniye sigasiyle değil de "müfsidûne" olarak çoğul sigasiyle zikredilmiş olmasını dikkat çekici bir husus olarak görürler. Buradan bu kabilelerin yalnız iki unsurdan olmayacağını, âyetin bu taifelerin çokluklarına işaret ettiğini belirtmektedirler. "Aslı ve nesebi belirsiz, din ve millet tanımaz bir halita-i beşer ki huruçları eşrat-ı saattendir" şeklinde bunları tarif eden Elmalılı, aded ve şekilleri hakkındaki rivayetleri, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, sahih görmemektedir.36
Kur'ân-ı Kerîm'de Ye'cûc ve Me'cûc'un önünde bulunan ve onları engelleyen bir setten bahsedilmektedir. "Ye'cûc ve Me'cûc'un seddi yıkıldığı zaman, her dere ve tepeden boşanırlar."(Enbiya, 21/96). Bir yoruma göre bu set bildiğimiz maddî setlerden değildir. Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sav) acele ile Zeynep binti Cahş'ın (r.anha) odasına girip işaret ve baş parmağını ayırarak "Ye'cûc ve Me'cûc seddi bu açıklıktadır" buyurmuştur. Bununla fitnenin ortaya çıkışının yaklaştığını ifade etmek istemiştir. Hz. Zeyneb (r.anha)'ın: "Arada o kadar salih insanlar varken helâk olur muyuz?" diye sorduğu ve Resûlullah (sav)'ın: "Heyhat, kötülük yayılırsa evet" buyurduğu rivayet edilmektedir.37 Buradan şu husus anlaşılmaktadır: Kötülüğün yayılması nisbetinde, Ye'cûc ve Me'cûc'un önündeki engel azalma göstermekte, ortaya çıkışlarına zemin hazırlamaktadır. İşte hiçbir kanun ve nizam tanımayan ve yalnız tahribten zevk alan anarşizm bir yönüyle bu fitnenin bir kanadını oluşturmaktadır. Rivayetlerde zikredilen en belirsin özellikleri tahribkâr olmalarıdır.38
5- GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI:
Bu kozmik olay kıyametin son alâmeti olarak kabul edilir. Artık tevbe ve iman kapısı kapanır. Süfyanu's-Sevrî (161/777) ve Ebu'l-Ferec el-Cevzî (597/1200) gibi zatlara göre bu alâmet "Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün" (En'am, 6/158) âyetinde zikredilmiş bulunmaktadır. Yoruma ihtiyaç bırakmayacak derecede bariz ve bedihî olacağından artık tevbe kapısı kapanmış olacaktır. 39
Bu olayın kozmik ve ethic (ahlâkî) izahı: Dünyamız şu anda saniyede otuz kilometrelik bir hızla güneşin etrafında batıdan doğuya doğru dönmektedir. Yörüngesi üzerinde bulunan bir gök cismine çarpması halinde bu dönüş tersine, yani doğudan batıya doğru olacak, dolayısıyla güneşin batıdan doğması neticesini verecektir. Neticede kıyamet kopmuş olacaktır. Ethic izahına gelince: Yeryüzünü insanlara sakin ve konforlu bir uzay gemisi şeklinde yaratan Allah (cc), insanı sonsuz nimetlere mazhar etmiştir. Bu nimetlere karşılık kendisine teşekkür edilmesini, elçileri (Peygamberler) vasıtasıyla gönderdiği mesajın dinlenmesini ister. İnsanlar toplu olarak ilâhî emir ve yasakları dinlemedikleri, kâinat sahibinin verdiği nimetlere nankörlük ettiklerinde artık bu düzenin devamının bir maksadı kalmaz. Onun için hadîs kaynaklarımızda kıyametin kâfirlerin başlarında kopacağı haber verilmektedir. Yeryüzünde "Allah Allah" diyen bulundukça kıyamet kopmayacaktır. Yani müzminlerin kıyamet hadisesinin o büyük dehşetini yaşamamaları için Allah (cc) önceden ruhlarını alır, arkasından kıyameti kâfirlerin başlarına koparır. 40 Bazı âlimler hadisin yorumunda " 'Allah'tan sakın' diye emr-i bilmarufta bulunan hiç kimse üzerine kıyamet kopmaz" demişlerdir. 41
Kozmik bir hâdise olan kıyametin bu son alâmeti ne zaman tahakkuk edeceği konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bunun ilmi Allah (cc) katındadır. Bu hususta bilimsel bazı çalışmalar yapılmaktadır. Amerikan Uzay Araştırmaları Merkezi NASA'nın verilerine dayanılarak Newsweek dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, dünyamızın, yörüngesine çok yakın bir mesafede geçen bir uzay cismine çarpma ihtimali 1987'de belirmiş, dünyamıza 700.000 mil yaklaşan bu cisim istikametini -her nedense- değiştirerek geçmiştir. Aksi takdirde bu çarpışma vuku bulsaydı, derginin ifadesiyle "Bir insanlık medeniyetinin sonu olurdu." Aynı dergideki hesaplamalara göre gezegenimiz böyle bir cisimle 2126 yılının Temmuz ayında yeniden karşı karşıya gelecektir. Çarpışma ihtimali anımsanacak gibi değildir. Şayet dünyamızın şu andaki yörüngesinde bir değişiklik olmazsa veya o cisim yörüngesini değiştirmezse bu tarihte bu dünya medeniyetinin sonu olacaktır.42 Bu bilimsel verilerde şüphesiz "ihtimal" söz konusudur. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki Kur'ân-ı Kerîm bize bindörtyüz sene önce "Kıyamet yakındır' (Kamer, 54/1) diyordu. Allah (cc)'ın vaadi ne zaman tahakkuk edecektir? sorusunun cevabı O'nun yanındadır. Sahabiler o vaadin vukuunu çok yakın bildiklerinden son derece hazırlıklı olmuşlardır.
E- SONUÇ
Sistemli eser yazan kelâmcılarımız, kıyamet alâmetleri konusunda son derece ihtiyatlı davranmışlardır. Nesefî'nin zikrettiği kıyamet alâmetleri beş, Teftazanî'nin zikrettikleri ise onu geçmemektedir. Bu kaynaklarda genellikle detaylı tasvirler yer almaz. Özellikle Teftazanî, hadislerde geçen kıyamet alâmetlerini yorumlamayı benimsemiştir. Zahiri mânâları üzerine de hamledilmesinin mümkün olabileceğini söyleyen Teftazanî şöyle bir yorumu nakletmektedir: "Bazı âlimler Hicaz'dan çıkacak ateşi ilim ve hidayet şeklinde yorumlamışlardır. Nitekim Hicaz fıkhı böyle bir müjdeye layıktır. İnsanları haşir meydanına toplayacak ateş ise Cengiz ve Hulagu fitnesidir. Deccal'in çıkışı şer ve fesadın zuhuru şeklinde te'vil edilmiştir. Hz. Îsa (as)'nın gökten inmesi ise bu şerlerin bertaraf edilmesi ve hayrın, faziletin hakimiyeti demektir. Zamanın yaklaşması da hayır ve bereketin kalkmasıdır. Günler ve vakitlerin yeterince değerlendirilmeyip faydalarının kaybolmasıdır."
Bu izahtan da anlaşılacağı üzere kıyamet alâmetleri konusundaki nasslar muhkemat değil, müteşabihat kabilindendir. Lafızda kesinlik varsa da delâlet ettiği mânâda kesinlik yoktur. "O halde mutlaka bu hadislerin lafızlarının delâlet ettiği mânâya iman edilmelidir, diye bir şart ileri sürülemez. İsteyen zahirine inanır, isteyen te'viline. 44
Onun için bazı alimler tam anlamıyla bir teslimiyet içerisinde alâmetleri hadislerde geçtiği şekilde kabul etmişlerdir. "Onların hakikatini bilmeyişimiz, mahiyetine aklımızın ermeyişi inancımızı değiştirmez" demiş, meseleye imkân açısından bakmış, böyle harika hallerin Allah'ın kudretine zor gelmeyeceğini söylemişlerdir. 45
Kanaatimizce bu tasvirlerde gözden kaçan bir husus vardır. Şöyle ki: İnsanın yaratılış sebebi ve bu dünyaya gönderiliş gayesi sırr-ı imtihandır. Halbuki herşey tasvir edildiği gibi bedihî ve açık olursa, imtihan diye bir şey söz konusu olmaz. Zikredilen kıyamet alâmetlerinin tasvir edildiği şekilde tahakkuk etmesi Allah (cc)'ın kudreti açısından mümkündür. Ancak bu dünyada herşey hikmetle cereyan etmektedir. Herşeyde hikmet prensibi hakimdir. Hatta Resûlullah Efendimiz (sav)'in dahi peygamber olarak gönderilişi, insanları imana zorlayıcı şekilde olmamıştır. Mu'cizeleri dahi nisbeten perdeli olmuş, bazıları sihir diyebilmiştir. Demek ki zorlayıcı olmamıştır. Yoksa Ebu Cehil ile Ebu Bekir (ra) aynı seviyede kalacak, imtihan sırrı bozulmuş olacaktı. Kâinatın Efendisi'nin hali böyle ise, O'nun haber verdiği kıyamet alâmetleri de imtihan sınırının dışına taşmamalıdır. Meselâ Hz. Îsa (as) gelecekse gaybtan gelip Şam'daki bir minarenin başına inmeyecektir. Böyle bir durum insanın seçme ve tercih hakkını elinden alacak, aklı ister istemez imana zorlamış olacaktır.
Resûlullah'ın kıyamet alâmetleri konusunda beyan ettiği hususlar şüphesiz vahyin mahsulüdür. Çünkü O "Hevadan konuşmaz. O'nun söylediği sözler, kendisine gelen vahiyden başka bir şey değildir." (Necm, 53/34). Resûlullah'a icmâlen bildirilen kıyamet alâmetleri Efendimiz tarafından tasvir ve tafsil edilmiştir. Burada meselenin içine belagat kaideleri, örf ve âdet hatta halk tabakalarının kültür seviyesi dahi girmiştir. Resûlullah bütün bu hususları nazara alarak beyan buyurmuştur. Belagat kaidelerine göre lafzın zahiri mânâsı kastedilmez. Kur'ân'da da bu hususlar varittir. Meselâ "Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız" (Âl-i İmrân, 3/103) âyetinde geçen "ip" şüphesiz zahiri bildiğimiz "ip" değildir. Bir deyimdir, "ahid" kastedilmektedir.46
Sonuç olarak diyebiliriz ki kıyamet alâmetlerinden, güneşin batıdan doğması haricinde, hiçbirisi herkesin görüp farkedebileceği bariz ve bedihî bir şekilde olmayacaktır. Aksi takdirde imtihan prensibine ters olur. Bu sebeple mü'minler her zaman dikkatli olmalı, şer ve kötülükler arasında yer almamaya azami gayret göstermelidirler.
Neden kıyamet alâmetlerinden bahsedilmektedir? Hadislerde neden bu kadar üzerinde durulmuştur? Bunda nasıl bir fayda düşünülebilir? Bize göre faydaları şöyle hulâsa edilebilir:
a) Teyakkuza vesile olması: Bir âyet-i kerîmede ifade edildiği gibi hayatın gayesi imtihandır. "O Allah ki ölümü ve hayatı sizi imtihan etmek ve hanginizin daha iyi amel işleyeceğini tesbit etmek için yarattı" (Mülk, 67/2) âyetinde yaratılış gayesi özetlenmiştir. Kıyamet hâdisesi de imtihanın bir parçasıdır. Kimisi kıyamet gelip çatıncaya kadar inanmayacaktır. Kimisi de hazırlıklı olacak, hatta "kıyametim ölümümle başlar" diyerek daima öbür aleme hazırlık yapacaktır. Hatta kıyametin belli başlı alâmetleri bir tarafa, bizzat Peygamber Efendimiz (sav)'in bi'seti, peygamber olarak gönderilişi kıyametin bir alâmeti olarak hadislerde zikredilmektedir.47 O'nun gelişiyle kıyamet "sath-i mail"'ine girilmiş demektir.
b) Toplum dinamizminin korunması: Eskatolojik (kıyamet ile ilgili) düşüncelerin, bilinenin aksine, toplumları dinamizme ve gelişmeye sevketmekle mühim bir unsur oluşturduklarını görmekteyiz. Doğu ve Batıda bunun örnekleri vardır. İstanbul'un fethi eskatolojik bir olaydır. Peygamberimiz kıyamete yakın zamanda meydana gelecek hadiseler arasında İstanbul'un fethini de zikretmiştir.48 Onu fetheden kumandan ve asker övülmüştür. İşte Fatih'in heyecanının temelinde bu unsur yatmaktadır. O, övülen komutan ünvanını kazanmak arzusundadır. Bu konuda Lamartine'i dinleyelim: "Hz. Muhammed (sav)'in müjdesinin tesiri İstanbul’un fethinde büyüktü. O'nun bu ulu sözüne güvenen Osmanlı ordusu, kendisine vaadedilen bu kenti almaya hazırlanıyordu."49 Yeni dünyayı keşfeden Christoph Colomb da Amerika'yı keşfederken eskatolojik bir olayı gerçekleştirmek niyetiyle yola çıkmıştı. İnancına göre yeryüzünde kaybolmuş bir cennet vardı, onu bulacaktı. Amerika'yı keşfettiğinde "İşte kaybolan cenneti buldum" demişti. Böylece bu büyük denizci coğrafî keşiflerine eskatolojik anlam atfediyordu.50
İslâm dünyasında mehdîlik meselesini de buna örnek olarak vermemiz mümkündür. Batılı sömürgecilere karşı yerli kavimlerin mukavemeti Mehdî-i muntazar inancıyla başarıya ulaşmıştır. "Afrika'daki milliyetçi ve anti emperyalist hareketler, daima Mehdî ilan edilen yerli liderler etrafında teşkilatlanıp geliştiğinden yakınmaktadırlar." Sudan, Somali, Senegal, Nijerya, Kamerun da Mehdîlik hareketleri sayesinde sömürgeci devletlere karşı mukavemet etmişlerdir.51
İşte kıyamet alâmetleri mefhumunun yeteri kadar vuzuha kavuşmaması sebebiyle İslâm dünyasında bu alanda sapık mezhepler doğmuştur. Kadiyaniliğin doğuşu buna örnek olarak gösterilebilir. İngiliz hükümetinin direktifleriyle kurulan Kadiyaniliğin kurucusu Ahmed Kadiyanî, kendisinin beklenen Mehdi ve Îsa olduğunu iddia etmiştir. Bu hareketiyle Hindistan'da Müslümanların İngilizlere karşı mukavemetini zayıflatmak istemiştir. "Bilhassa İngiliz hükümetine karşı sadıkane itaat lazımdır" demiştir.''52 Gayet açıktır ki bundan maksat Müslümanların İngilizlere karşı olan cihad duygusunu yitirmelerini sağlamaktı.
Bazı kesimlerde ise bu inanç tenbelliğe sebebiyet vermiştir. Onlarda "Mehdi gelsin, herşeyi düzeltsin" inancı hakim olmuştur. Bu sebeple tenbelliğe ve ümitsizliğe düşülmüştür. Bütün bu nevi menfî tezahürler konunun yeteri kadar anlaşılmamasından kaynaklanmıştır. (Yeni Ümit, 28. Sayı)
DİPNOTLAR
*) Harran Üniv. İlah. Fak. Öğretim Üyesi.
28) İbn Cerîr el-Taberi, Ccmi'u'l-Beyân, VI, 420
29) Ebu's-Suûd, İrşadu'l-Akli's-Selim, I, 605: Alûsî, Rûhu'l-Maânî.VI, 13
30) et-Taftâzânî, Şerhu'l-Makâsıd, V, 312, 320.
31) İbnu'l-Cevzî, et-Tabsıra, I, 350; Hüseyin el-Cisr, el-Husunu'l-Hamîdiye, s. 95.
32) Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s. 7, Şualar, s. 489.
33) Mircae Eliade, Dinin Anlamı ve Sosyal Fonksiyonu, s. 99.
34) Drewermann, "İsa Allah'ın Oğlu Değildir", Zaman Gazetesi, 24 Şubat. 1994; Vehbi Vakkasoğlu, "Hz. Îsa Müslüman mıydı" Zafer Dergisi, sy. 205, Ocak, 1994, Adapazarı.
35) Bediüzzaman, Şualar, s. 554.
36) Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini, V, 3288.
37) Buharî, Enbiya, 7; Tirmizî, Fiten, 23; İbn Mace, Fiten, 9.
38) bu konudaki rivayetler için bk. Müslim, Filen, 110; İbn Mace, Fiten. 33, 59; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 375, II, 510..
39) Süfyanu's-Sevrî, Tefsir, s. 110; el-Cevzî, Zadu'l-Mesir, III, 156; Ahmed ed-Derdîr, Şerhu'l-Haride, s. 63-4.
40) Müslim. İman, 234; Tirmizî, Fiten, 35.
41) bk. İbrahim Canan, Kütiib-i Sitte Muhtasarı, XIV, 332.
42) Sharon Bcgley, "How will the World end?" Newsweek, 23 November, 1992.
43)et-Teftazanî. Şerhu'l-Makasıd, V, 317.
44) Mahmut Şeltut, el-İslâmu akidetun ve şeria, s. 64-5.
45) bkz. İbn Kudame, el-İtikad, s. 51-1; Ebubekir Muhammed b. Arif, Kitabu malabüdde minh. s. 38; Hüseyin el-Cisr, el-Husunu'l-Hamidiyye. s. 93; Abdurrahman el-Meydânî, el-Akide, s. 543; Ö. N. Bilmen, Mulahhas İlm-i tevhid, s. 76-7.
46) Ebu Bekir Mir Rustem es-Surî, el-Verdetu'n-Naddara fi'l-mecazi ve'l-istiare, s. 51.
47) Buharî, Rikak, 39; Tefsir, Naziat, 1, Talak, 25; Müslim, Fiten, 132.
48) Müslim, Fiten, 34; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 235; el-Heysemî, Mecmau'z-zevaid, VI, 218.
49) Alphonse de Lamartine, Osmanlı Tarihi, I. 252.
50) Mircae Eliade, Dinin Anlamı ve Sosyal Fonksiyonu, s. 96.
51) A. Le Gripl, Le Mehdisme en Afrique Noire, L'Afrique et L'Aise. 1952, Nu. 18. bkz. İbrahim Cânan, Kütüb-i Sitte Tercemesi, XIV, 282-3.
52) M.T. Houtsma, "Ahmediye", İA, I, 222.
BİBLİYOGRAFYA
Abdulbaki, M. Fuad, el-Mu'cemu'l-Müfehres Lielfazi'l-Kur'âni'l-Kerîm, İst., 1982.
el-Acürrî, Ebu Bekir Muhammed b. Hüseyin, eş-Şeria, (nşr, Muhammed Hamid el-Fakî), Beyrut, 1983. Ahmed b. Muhammed b. Hanbel, el-Müsned, Kahire, 1313. el-Alusî, Ebu'l-Fadl Şihabuddin Seyyid Mahmud. Ruhu'l-meanî, Beyrut, 1406/1985.
Begley, Sharon, "How will the world end?" Newsweek, 23. November, USA, 1992.
el-Beycurî, İbrahim b. Muhammed, Tuhfetu'l-Murid, Kahire, 1939.
Beyzavî, Ebu Said Abd. b. Ömer, Envâvur't-Tenzîl, Kahire, ts. Bilmen, Ömer Nasuhi, Mulahhas İlm-i Tevhîd, İstanbul, ts. Buharî, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail, el-Camiu's-Sahîh, Beyrut, ts.
el-Cisr, Hüseyin Efendi, el-Husunu'l-Hamidiyye, Kahire, ts. el-Butî, S. Ramazan, Kübra'l-Yakiniyyati'l-Kevniyye, Dımaşk, 1394.
Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte Muhtasarı tercüme ve şerhi, Ankara, 1992.
ed-Derdîr, Ebu'l-berckat Ahmed b. Muhammed, Şerhu'l-Haride fi İlmi't-Tevhîd, Kahire, ts.
Drewermann, "İsa Allah'ın Oğlu Değildir", Zaman G., 24.2. 1994.
Ebu Bekir Muhammed b. Arif, Kitabu malâ büdde minhu Ale't-Tarikati's-Selef, Kahire, 1332.
Ebu Dâvud, Süleyman b. el-Eş'es-Sicistânî, Sünenu Ebû Davud, (nşr. Muhammed Muhyiddin Abdülhamid), Beyrut, ts. Ebu Hanife, el-Fıkhu'l-ekber, Kahire, ts.
Ebu's-Suud. Muhammed b. Muhammed el-İmadî, İrşadu'l-Akli's-Selim ilamezaya Kitabi'l-Kerim, Beyrut, ts. Eliade, Mircae, Dinin Anlamı ve Sosyal Fonksiyonu, (trc. Mehmed Aydın), Ankara. 1990.
Gölcük, Şerafeddin-Süleyman Toprak, Kelâm, Konya, 1992. el-Halimî, Ebu Abdillah el-Hüseyin b. Hasan, el-Minhac fi Şu'bi'l-İmân, Kahire, 1400/1979.
Han, Sıddık Hasan, Katfu's-Simar fi Beyani Akideti Ehli'1-Eser, (nşr, Asım b. Abdillah el-Keryunî). Kahire, 1984. Houtsma, M.T., "Ahmediye", İslâm Ans., I, 222, İstanbul, 1993. el-Heysemî, Nureddin Ali b. Ebibekir, Mecmau'z-Zevaid. Beyrut, 1403/1982.
İbnu'l-Cevzî, Abdurrahman b. Ali b. Muhammed, et-Tebsıra, Kahire, 1970.
İbnu'l-Cevzî, .... Zadu'l-Mesir fî İlmi't-Tefsîr, (nşr. Muhammed Züheyir eş-Şaviş). Beyrut, 1984.
İbn Hacer, Ebu'l-Abbas Ahmed el-Heytemî, el-Kavlu'l-Muhtasar fi'l-Mahdi'l-Muntazar, (nşr. Muhammed Zeynuhum), Kahire, 1407/1986.
İbnu'l-Humam, Kcmaluddin Muhammed b. Abdüvahid. el-Müsayerefı İlmİ'l-Kelâm, Kahire, 1929.
İbn Kesir, İmadu'd-Dîn Ebi'l-Fida İsmail b. Ömer, Tefsiru'l-Kur'âni'i-Azim, Beyrut, ts.
İbn Kudame, Abdullah b. Ahmed el-Makdisî, Lum'etu'l-İtikad, (nşr, Bekir Topaloğlu), İzmir, 1981 (Kelâm İlmi Giriş kitabı ile birlikte basılmıştır).
İbn Kudame,... el-İ'tikad. (nşr. Adil Abdulmü'min. Kahire, 1411/ 1990.
İbn Manzur, Cemaluddin M. el-İfrikî, Lisanu'l-Arab, Kahire, ts, el-Lalikaî, Ebu'l-Kasım Hibetullah, Şerhu Usûli İtikadî Ehli's-Sünneti ve'l-Lamartine, Alphonse de, Osmanlı Tarihi, İst., 1991.
el-Meraği, Ahmed Mustafa Tefsiru'l-Meraği, Beyrut. 1985.
el-Meydanî, Abdurrahman, el-Akîde, Dımaşk, 1992.
Muslim, Ebu'l-Hüseyin b. Haccâc el-Kuşeyrî, el-Camiu's-Sahîh. Kahire, 1374/1954.
en-Nesefî, Necmeddin Ebu Hafs Ömer, el-Akaid, Kahire, ts. el-Pezdevî, Ebu Yüsr Muhammed b. Muhammed, Ehl-i Sünnet Akaidi, (trc. Şerafeddin Gölcük), İstanbul, 1980.
er-Razî, M. b. Ömer Fahruddin, Mefatihu'l-Gayb, Beyrut, ts.
Said Nursî, Bediüzzaman, Mektubat, İstanbul, 1976.
Said Nursi ..... Şualar, İstanbul, 1958.
Sarıtoprak, Zeki, İslâm'a ve Diğer Dinlere Göre Deccal, İst., 1992.
Sarıtoprak....."Dabbetu'l-Arz" md., Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), VIII, 393, İstanbul, 1993.
es-Senusî, Ebu Abdillah Muhammed b. Yusuf, Umdetu Ehli't-Tevfîk, Kahire, 1316/1898.
es-Sevrî, Ebu Abdillah, Tefsîru's-Süfyanî's-Sevrî, Beyrut, 1983.
Seyyid Sabık, el-Akaidu'l-İslâmiyye, Riyad, ts.
es-Surî, Ebu Bekir Mir Rustem, el-Verdetu'n-Naddara fi'l-Mecazî ve'l-İstiare, İstanbul, 1968.
Şeltut, Mahmud. el-İslâmu Akidetun ve Şeria, Kahire, 1379/1959.
eş-Şevkânî, Muhammed b. Ali, Fethu'l-Kadîr el-Cami beyne Fenneyi'r-Rivayeti ve'd-Dirayeti min ilmi't-tefsîr, Kahire, 1350.
et-Taberî, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir, el-Camiu'l-Beyan, (nşr. Muhammed Şakir), Kahire, 1376.
et-Teftazânî, Mes'ud b. Ömer b. Abdillah, Şerhu'l-Makasıd, (nşr, Abdurrahman Umeyre), Beyrut, 1989.
et-Tahavî, Ebu Ca'fer Ahmed b. Muhammed el-Ezdî, el-Akidetu'd-Tahaviyye, (nşr. N. el-Elbânî), Beyrut, 1399/1978.
et-Tirmizî, Ebu Îsâ Muhammed b. Îsâ, es-Sünen, (nşr. İbrahim Atva Avad), Kahire, 1395.
Vakkasoğlu, Vehbi, "Hz. Îsâ Müslüman mıydı?", Zafer dergisi, sy, 205, Adapazarı, Ocak, 1994.
Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul, 1935-9.
ez-Zemahşeri, Ebu'l-Kasım Carullah Mahmud b. Ömer, el-Keşşaf an Hakaiki't-Tenzîl, Kahire, 1987.