Buradasınız: Ana SayfaMAKALELERİslâm TarihiOsmanlılar
  

Osmanlı Medresesine Eğitim Açısından Umumi Bir Bakış -3

Yazar : A. Çangaoğlu


Tarih : 6/2/2011

IX- MEDRESENİN TOPLUMDAKİ TESİRLERİ

Osmanlı medresesi veya medrese sisteminde 1700'lü yıllardan itibaren başlayan dejenerasyon, son dönemlerinde yaptığı vazifesini aksatmakla birlikte, medresenin içtimaî hayattaki en başta ilim ve âlim anlayışı olarak aşıladığı müspet düşüncenin 1900'lere değin sürdüğünü söyleyebiliriz.

Bir önceki bölümde medreselerin bozulmasıyla ilgili saydığımız sebeplere karşı, bozulmanın su yüzüne çıktığı 17. asrın sonlarına doğru belli bir süre Osmanlı memleketinde bulunan Lord Paul Ricaut'un Osmanlı tedrisat hayatıyla alâkalı verdiği bilgiler oldukça ilginçtir. Bu müesseselerin hâlâ vazifelerini bihakkın ifâ ettiklerini ve kaliteli bir eğitim yaptıklarını söyleyen Ricaut şöyle devam ediyor: "Bana göre Türklerin talim ve terbiye sistemi, siyasetlerinin başlıca istinad noktalarından ve devletlerini ayakta tutan mühim unsurlardan biridir. Bu sistemde ne zenginlik, ne rüşvet, ne doğuştan üst sınıfa mensup olma ve ne de dalkavukluk geçerli değildir. Fazilet, ihtiyat, çalışkanlık, disiplin ve samimiyet geçerlidir. Bizzat padişah bu vasıflara dikkat ederek bir adamı terfi ettirmektedir."

Osmanlı'yı ve Osmanlı memleketini çok iyi tanıdığı belirtilen bu İngiliz diplomatın, Avrupa ve İngiltere'nin Osmanlı'dan çok geri olduğunu, Türk insanının ilme olan saygısından yazılı bir kâğıda dahi ayak basmadıkları, sokakta görürlerse alıp bir kenara koydukları şeklindeki Osmanlı'yı takdir eden sözleri, gerçekten dikkate şayandır. Onu, Türk İnsanının bu sevgi ve saygıya kaynak teşkil eden, inançlarına tercüman olan yukarıdaki ifadeleri bir yerde bizi başka bir mecraya ve platforma sürükleyerek oldukça duygulandırdı. Bunlar bir yerde, bizim medresenin bozulmasıyla ilgili söylediklerimizi de tekzib etmektedir. Ancak bu durum meselenin asla unutulmaması icab eden başka bir buudunu teşkil etmektedir.

Burada mühim bir husus belirginleşiyor ki, o da medresenin tesir gücünün çok uzun bir süre devam ettiğidir.54 Tarihçi Yılmaz Öztuna da bu durumu "ben 1940'lorda İstanbul sokaklarında birçok defa, yazılı bir kâğıdı alıp bir kenara koyan ihtiyar insanlar gördüğümü hatırlarım"55 şeklindeki ifadeleriyle tasdik ediyor. Öztuna'nın bahsettiği bu yaşlı insanlar, medresede yetiştikleri için, aldıkları eğitim ve inançları böyle bir hareket tarzına onları itiyordu. Ancak, bilhassa Tanzimat dönemiyle başlayan halk ve aydınlar arasındaki kopukluk, genel eğitim yapısının çökmeye başlamasıyla beraber; yeni yetişen nesil, bu şekilde güzel ve istenilen davranışlara itebilecek bir eğitim görmediği için, bu tür ahlâkî hasletlerden mahrumdular. Neticede, nesiller arasında kopukluk, nesiller çatışması, kimlik bunalımları ve kültür buhranlarının doğması kaçınılmaz oldu ve bugün bundan toplum olarak ne kadar bizarız! Bu husus, sadece bizim değil, hatta düşmanın da tasdikiyle böyledir.

Uzun bir süre Osmanlı hâkimiyetinde kalan Macarların bu mevzu ile alâkalı yaptıkları çalışmalarda bu haslet, hemen dikkatleri çekiyor ve bir yerde de bize ders veriyor. Macarlar, ülkelerinde bıraktığımız vakfiyelerin hemen tamamını büyük bir hassasiyetle bir araya getirip Macarca tercümeleriyle birlikte "Törük Deftere (Türk Defterleri)' adı altında yayınlamışlardır. Macaristan Peşte Milli Arşivi Müdürü Dr. Fekete'nin Balkanlardaki tedrisat hayatıyla alâkalı olarak, eserin mukaddimesinde yer alan şu ifadeleri mühimdir: "Türkiye'nin idaresinde mektep ile medrese olmak üzere iki tedrisat tipi bulunuyordu. Budin, Temaşvar, ihtimal ki Zigetvar ve sonraları Kanije gibi ileri Türk şehirlerinde mektepten başka yüksek tedrisat müesseseleri de bulunuyordu. Bunun adı Medrese idi.

Medreselerin tedrisi, camilerde değil hususî binalarda vuku buluyordu. Müderrisler yüksek bir tabaka teşkil ediyorlardı. Din ile muhakeme ve idarî, mülkiye adamları, tahsillerini bu medreselerde görüyorlar ve bu mesleklerde, ancak buralardan yetişen talebeler istihdam ediliyordu.

Bu defterlerden anlaşıldığına göre, Türk devleti, umumî tedrisatın ehemmiyetini Hristiyan devletlerden çok önce takdir edip, eğitim ve kültür işlerine çok daha fazla para harcıyordu."

Yukarıda ve yazımızın başından beri anlattıklarımız, medresenin toplumsal yapıdaki yerini göstermekle birlikte, mevzunun iyice aydınlanması bakımından medresenin tesirleri hakkında sadece birkaç madde sıralamak istiyoruz:

1) Ulema (ilmiye) sınıfını yetiştirmek. Bu sınıfa mensup olan kadılar, şeyhü'l-islâmlar, müderrisler, hekimbaşılar, padişah hocaları vs. şahıslar medreseden yetişir. İlmiye sınıfına ancak Fatih Medreseleri seviyesindeki medreselerden mezun olanlar girebiliyordu.

2) Bilhassa ilk dönemlerde devlet memurları da medreselerden yetiştiği için, devlet kademesine ve tabiî olarak da siyasî konjonktüre doğrudan tesiri olmuştur.

3) Müderrislerin de dâhil olduğu ilmiye sınıfı mensupları, bilhassa Ramazan ayında padişah huzurunda yaptıkları "Huzur Dersleri" ile58 de devlet kademesini dolaylı olarak etkilemişlerdir.

4) Padişahların savaşlarda; ''Ulema ile düşüp kalkan, onlara danışan devlet adamlarım Allah (cc) sever" şeklindeki hadis-i şerifi rehber alarak, şeyhü'l-islâm, bazı müderrisler ve kadılar gibi ilmiye sınıfı mensuplarını beraberlerinde götürmeleri, hem padişah için savaşta muvaffakiyet sağlanmasında birer faktör olduğu gibi toplumda da halkın hüsn-ü niyetini kazandırmış, hem de ilmiye üyelerinin devlet me-kanizmasında ve halk üzerindeki tesirlerini artırmıştır. Böyle bir yerde siyasî iktidar da kontrol altında tutulmuş oluyordu.

5) Sıbyan Mektebi hocası yetiştirmek suretiyle de, bu kişileri yetiştiren medreselerin programları farklı olduğu için60, hem eğitim sisteminin en alt derecesine kadar tesir edilmiş, hem de günümüz meslek okulları an-layışında ve seviyesinde eğitim-öğretim yapılarak bir anlamda bu meslek okullarının prototipi teşkil edilmiştir.

6) Din görevlileri olan imam, vaiz ve hatib gibi kişilerin medreselerde yetişmesi, dolaylı olarak dînî ve içtimaî hayatta da tesir icra etmiştir.

7) Birçok müderrisin derslerini açık alanda yapması, tatbik edilen Cer sistemi ile hem;

a- Yaygın eğitimin gerçekleşmesine yardımcı olunmuş;

b- Öğrenciye bir nevi staj yapma imkânı verilerek aynı zamanda para da kazanma fırsatı verilmiş.

c- Talebenin daha sonra gerek yapacağı vazife olsun gerekse halkı tanıma açısından bilgi ve tecrübe kazanması, halkla kaynaşması ve mezun olduktan sonra da toplum bünyesiyle maksimum entegre olması ile programların da buna göre düzenlenmesi gibi birçok faydalı konuyu gerçekleştirmiştir. Bu takdirde anlam bakımından ince ve önemli farklılıklar arz eden eğitim ve öğretimin maksimum gerçekleşmesi, bugün Eğitimde Program Geliştirme ve Eğitim İstatistiği Araştırma gibi ilim mevzularının vazifelerinin yerine gelmesini de mümkün kılmıştır.

8) Medreseler kurulurken cami, Darü'ş-Şifa, İmarethane, kütüphane gibi kompleks bir yapı (külliye) çerçevesinde kurulması, mimarî açıdan sağladığı ayrı bir özelliğin yanında; içtimaî ve hayatî hizmetlerin ya-pılmasına çok büyük katkıda bulunmuştur. Ayrıca çarşı ve bedestenlerin, han ve hamamların da bu komplekste bulunması, yine halkın önemli ihtiyaçlarına cevap verirken, buraların bir ticaret merkezi haline gelerek ekonomik hayatın canlanmasına, öte yandan bu tür yerler etrafında yerleşim bölgelerinin doğarak, demografik ve şehir yapısının da değişmesini müsbet yönde etkilemiştir.

X - BİR KARŞILAŞTIRMA

Yukarıda medrese ile ilgili vermeye çalıştığımız tahliller ışığında medrese eğitim-öğretim sistemi ile günümüz eğitim-öğretim modeli arasında bir ilişki kurarsak, ilk plânda şu birkaç noktayı bulmaktayız:

1) Eğitim-öğretim anlayışı, yani insan, talebeyi ele alma ve onu gerektiği gibi yetiştirme telâkkisi, gayesi ve metodu, bugünküyle tam olarak uyuşmadığı açık olmasına rağmen, günümüzdeki modem eğitimdeki temel mevzularda, medreselerdekine benzer bir kayma gözlenmektedir.

2) Programlar ve sınıf geçme gibi konularda ulaşılmaya çalışılan tutarlılık ve ahenk, yine bugün modern eğitimin de üzerinde durduğu sistemin temel taşlarım oluşturmaktadır.

3) Medreselerdeki "çok yönlü" ve "külli" olarak yapılmaya gayret edilen eğitim tarzı, bugün dünya ilim ve eğitim metodunun gündemini tutmaya başlarken. 21. asır modern eğitim modelinin de alt yapısını teşkil etmeye doğru hızla yol almaktadır.

4) Gerçekleştirilmeye çalışılan, halktan kopmama, gerektiği kadar seviye farklılıklarını azaltma, uyum ve birlik içinde hareket etme prensibi ki (bu farklılık ve tutarsızlıklar, uçurumlar Tanzimatla beraber, aydın ve halk kesimi arasında oldukça artmıştır) günümüz siyasî, içtimaî ve eğitim sisteminin üzerinde durduğu mühim noktalardan biridir.

5) Osmanlı eğitim sisteminde mevcut bulunan talebe ve hocaların, daha doğrusu eğitim-öğretim ele-manlarının "sosyal güvenlikleri" ve içtimaî düzende hak ettikleri mevkileri konusundan, maalesef bugün pek söz edilmemektedir.

6) Tedrisat müesseselerinde doğrudan iletişime dayalı olarak yapılan eğitim metodu, bugün en verimli usullerden biri olarak da tespit edilmekle birlikte, bir türlü eğitim kurumlarında yaygın hale getirilememiştir.

7) Gerek talebe ve hocalar, gerekse eğitim sisteminin muvaffakiyet elde etmesinde mühim noktalardan biri olan, bugün birçok ileri Avrupa ülkesinde tatbik edilen, bizde ise yüksek öğretim kurumlarında bile lâyıkıyla uygulanamayıp, orta-öğretimde istenilen ve beklenilen verim alınamayan "seçmeli ders ve seçmeli hoca" olayının, medrese sisteminde uygulandığını, ancak kısıtlı olduğunu görmekteyiz.

8) Medresede talebeler ve hocalar arasındaki maksimum iletişim, bugün özlemi çekilen ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen bir ilişkidir.

9) Devletin iktisadî ve idarî yükünü büyük nispette azaltan medrese yönetim biçimi, bugün Amerika ve çeşitli Avrupa ülkelerinde tatbik edilip modem bir yapı olarak görülmektedir. (Ancak bunun zamanın, mekânın, ce-miyetin ve okullar ile talebelerin durumlarına göre, iktisadî, siyası plânda çok iyi ayarlanması ve tespit edilmesi elzemdir.)

10) Danişmendlerin yani yüksek lisans ve doktor seviyesindeki talebelerin, bir alt derecedeki öğrencilere ders ver-meleri, bugün de üniversitelerde uygulanan usulün aynısıdır.

11) Belli bir zaman için dahi olsa kurulan sistemin ve metodun iyi seçilerek birlik ve iç içelik suretinde çalışması; bugün Eğitim Bilimleri olarak adlandırdığımız bilim dallarının vazifelerinin tabiî bir şekilde yerine gelmesini mümkün kılmıştır. Zaten eğitim-öğretim sistemi ile Eğitim Bilimlerinin beraber ve birbiriyle mezc olarak çalışması, eğitimin başarıya ulaşmasında elzemdir ki, bugün maalesef böyle bir yapıdan çok rahat bah-sedemeyiz.

XI - SON BİRKAÇ SÖZ

Burada üzerinde durulması gereken bir nokta var. Yazımızın en başından beri Osmanlı Medrese Eğitim Sistemi hakkında yaptığımız açıklamaların, günümüzde ya da gelecekte ideal ya da tam teşkilatlı bir eğitim-Öğretim yapısının ve sisteminin oluşturulmasında kâfi geleceğini söylemek ve inanmak (her ne kadar bazı tarafları ile modern eğitimin bazı noktalarını tutsa ve birtakım cihetlerde bugün bizden daha ileri bir seviyede olsa bile) biraz zor. Zaten eğitim-öğretim meselesi zamana, mekâna ve içtimaî yapıya göre değişme gösterecektir ve çeşitli teknik gelişmeler, değişen zihin ve fikir yapıları, çağın özellikleri, ülkenin ve dünyanın aldığı siyasî, İçtimaî ve politik görüntüyle beraber değişme de göstermek durumundadır. Ancak bazı temel kavram ve felsefelerin, metodlarının değişmediğini bilmemiz ve görmemiz de gerekmektedir.

Ancak çok uzun bir süre hem güçlü bir içtimaî düzen örneği sergileyen hem de ilim, kültür sahalarında dünyada "kriter'7 ve denge unsuru kabul edilen Osmanlı devletinin, ilmî ve içtimaî bir müessesesi olarak "medrese"nin bugün ve gelecekte ifade edeceği manâ da farklı olacaktır. Bununla birlikte; metod, anlayış, sistem ve yapı ile bir eğitim sisteminin dejenere olarak bozulması gibi konularda bazı teklifler ve prensipler arz edeceği de muhakkaktır.

Zaten bu durum içtimaî bir ilim olarak tarihin, bugünü ve geleceği şekillendirme, anlama, açıklama ve yorumlama vazifesidir. Bilhassa devlet ve toplum olarak bizim için tarihten mesajlar, prensipler ve düsturlar çıkartabilme, tahliller yapabilme ve bunu hayata tatbik edebilme; her gün ve her yönüyle hızla değişen hâdiseler karşısında, kendimizi ve dünyayı anlama ve kontrol etmede, büyük bir üstünlük ve strateji olmalıdır.

Sınırlarımız İçinde Kalan Medreselerin Vilayetlere Göre Dağılımı

Adana - Ulu Cami Med. Öğrenci Yurdu.

Afyon - Gedik Ahmet Paşa Med. Kültür Bakanlığı Müzesi Ayfon Sincanlı Boyalıköy Med. (Harikah) Halen hazine mülkiyetinde.

- Çay Taş Med. Alâaddin Camii.

Amasya - Başağa Med.

- Gökmedrese Camii.

- Sultan Bayezid Med. Kütüphane.

- Şanlar (Küçükağa) Med.

- Merzifon Mehmed Çelebi Med. Belediye.

- Suluova Yolpınar Köyü Med.

Antalya - Medrese (İmaret) Yıkık Yivli Minare külliyesinde.

- Karatay Med. Darü's-Süleha Halk Eğitimi Merkezi.

- Alanya Oba Med.

- Elmalı Ömer Paşa Med.

- Korkuteli Sinaneddin Med. Harap.

Aydın - Cihanoğlu Med. Camiye bitişik odalar halinde.

- Nasuh Paşa Med. Kısmen harap,

Balıkesir - Yıldırım Camii Med. Kur'ân Kursu.

Bitlis - Gökmeydan Med.

- Şerefiye Med.

Bursa - Yeşil Med. Türk İslâm Eserleri Müzesi.

- Şair Ahmed Paşa Med.

- Lala Şahin Paşa Med.

- İnegöl îshak Paşa Med. Kütüphane.

- İznik Süleyman Paşa Med. Halk Eğitim Merkezi Kütüphane.

Çankırı - Çivitcioğlu Med.

- Buğday Pazarı Med.

Çorum - Alaca Hüseyin Gazi Med. Harap.

- Alaca Mahmudiye Köyü K. Hisar Med. Harap.

Diyarbakır - Ulu Cami Medreseleri Yurt, diğeri harap.

- Şeyh Safa Med.

- Sarı Saltuk Med.

- Ali Paşa Med.

- Çermik Çötelizade Med.

- Hani Hatuniye Med. harap.

Edirne - H. Bayezid Med.

- Peykler Med. Talebe Yurdu.

- Saatli Med.

Erzurum - Çifte Minareli Med. Kültür Bakanlığı'na verildi.

- Yakutiye Med. Kültür Bakanlığı'na verildi.

- Caferiye Med.

- Kurşunlu Cami Med.

Eskişehir - Kurşunlu Med. Kültür Bakanlığı'na verilecek

- Seyitgazi Med. Kültür Bakanlığı.

- Sivrihisar Elmalı Med.

Gümüşhane – Bayburt Pulurferahşah Med.

Hakkâri - Meydan Med.

Hatay - Dörtyol Payas II. Selim Med.

Kur'ân Kursu.

Isparta Atabey Ertokuş Med. Kültür Bakanlığı

Kütüphanesi.

Eğridir Dündarbey Med.

İçel Tarsus Kubad Paşa Med. Kültür Bakanlığı

Müze.

İzmir Bayındır İsa-el Kevakibi Med.

Ödemiş Birgili Merhum Med.

Kastamonu - İsmail Bey Med.

Yakup Ağa Med.

Bayraklı Med. Onarım görmüş.

Urfa Ulu Cami Med. Bir kısmı ilkokul, sağlam.

Kayseri Çifte Med.

Külük Med.

Köşk Med.

Sahabiye Med. İşyeri.

Melik Gazi Med.

Hunad Med. Müze.

Hatuniye Med.

Kırşehir Nureddin Caca Med. Halen Cami.

Kocaeli Gebze Çoban Mustafa Med.

Konya Karatay Med. Müze.

Sırtçalı Med. Müze.

Akşehir Taş Med. Müze.

Beyşehir İsmail Bey Med. Harap, kısmen onarılmış

Ermenek Tol Med.

Karaman Naturiye Med. Onarımı yarım.

Kütahya Vacidiye Med. Müze.

Rüstem Paşa Med.

Manisa Hafsa Sultan Med.

Sinanbey Med. Harap.

Muradiye Med. Müze.

K. Maraş Taş Med.

Mardin Kasımiye Med.

Zinciriye Med.

Şehidiye Med.

Marufiye Med.

Muğla Fethiye Örenköyü Med. Kalıntısı

Milas Firuz Bey Med.

Nevşehir Kurşunlu Cami Med.

Gülşehir Karanezir Med. Kütüphane

Niğde Akmedrese Müze.

Aksaray Zinciriye Med. Müze.

Samsun Vezirköprü Taş Medrese Kütüphane.

Sinop Prevane Med. Müze.

Sivas Buraciye Med. Onanîmış.

Gök Med. Müze idi, tamir olacak, sadece

cephesi ayakta.

Tekirdağ Rüstem Paşa Med. İlkokul.

Tokat Gök Med. Müze.

Yağıbasan Med. Harap.

Niksar Yağıbasan Med. Harap.

Van Gevaş İzdişir Bey Med

53. RİCAUT; Türklerin Siyasî Düsturları, Tercüman Yay. (Tarihsiz) s. 46-47.

54. Bununla ilgili bir misal: "Kanunî Sultan Süleyman'ın yeğeni Gazi Hüsrev Bey'in 1537'de Bosna'da yaptırdığı medrese bugün de tedrisatını sürdürmektedir. 1970'lerde bir Müslüman Boşnak olan ve bu medresede eğitim gören Muhiddin Begiç, Yugoslavyaınn federal başkanı oldu." OKİÇ, Tayyib; (Belleten) Necati Lugal Armağan sayısı, TTK. Ank. s. 486.

55. ÖZTUNA, Y., Büyük Türkiye Tarihi, c. 10, s. 313.

56. Zikreden; ERGİN, Osman; a.g.e., c. 1, s. 1010.

57. Bilindiği gibi klasik Osmanlı Devlet görevlileri İlmiye, Mülkiye ve Askeriye olarak sınıflandırılmaktadır. Bak; AKYÜZ, Y., a.g.e..s. 83-84.

58 "Huzur Dersleri" için bk. PAKALIN, Zeki, a.g.e.. C.L, s. 860. MARDİN. EBUL'ALÂ; Huzur Dersleri, tst. 1956-1966 Hz., İ. Sungur bey. UZUNÇARŞILI, İ. H; İlmiye Teşkilatı, s. 215, 223.

59. Bu mevzu İle alâkalı bir misâl olarak; I. Mahmud (1730-1750)'un Hariciye Nazırının (Dışişleri Bakanı) Fransa elçisine söy-lediği şu sözler oldukça dikkate şayandır: "Bizim hükümetimiz, zannettiğimizden daha cumhuriyetçidir. Saint-Petersburg ve Viyana'da kararlar, kimseye hesap vermeye mecbur olmayan bir-İki kişi tarafından alınır. Oysa bizde, padişah ne kadar müstebit olursa. Şeyhü'l-İslam ve ulemânın fikri olmadan bir barış anlaşmasına karar veremez." Ahmed Refik, Osmanlı Devletinde Hoca Nüfuzu, İst., 1933. s. 14-16.

60. Sıbyan mekteplerinin programlan, Fatih döneminden başlayarak bilhassa üzerinde durulan ve çocuklara yönelik olmasına dikkat edilen bir konu olmuştur. Bu konuda 31. dipnottaki eserlere müracaat ediniz.

(Yeni Ümit, 35. Sayı)