5. Çıkış yeri ve zamanı
Bir kıyamet alâmeti olması hasebiyle Mehdî'nin çıkacağı yer ve zaman konusunda kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Her dönemde ıslahatçı şahsiyetler bulunabilir ve bunlar bir çeşit Mehdî vazifesini görürler. İbn Hacer'in kaydettiğine göre Mehdî'nin çıkışından önce öyle fit-neler olacak ki insanlar haramı helâl sayacaklardır.78 Neseî'de kaydedilen bir hadise göre Mehdî'nin çıkış vakti ümmetin orta dönemidir: "Başlangıcında ben, sonunda İsa, ortasında Mehdî bulunan bir ümmet nasıl helak olur."79 Buradaki "orta" tabiri, "sondan az önce, yani İsa'nın nüzulünden önce" şeklinde yorumlanmaktadır. Zira İsa (as) onun zamanında nüzul ede-cektir.80 Mehdî'nin çıkacağı yer konusunda kesin bir şey söylenmemektedir. Yalnız doğudan siyah bayraklıların çıkacağı zaman, Mehdî onların arasında olacağından dolayı katılmayı emreden hadîste doğudan çıkacağı bildirilir.81 Kurtubî, onun Kuzey Afrika'dan çıkacağını söylemektedir. Bu konuda naklettiği rivayetin ise, aslı ve esası yoktur.82 Kurtubî (v.671/1272), Gırnata Nusayrilerinin ilk yıllarında, bu devletin İspanya'nın Müslümanlara kalmış yegâne parçası olduğu zamanda ölmüştür. Macdonald'a göre Kurtubî'nin. Mehdî'nin Kuzey Afrika'dan çıkacağını söylemesi, o dönemde bir ıslahatçı ve Mehdî ihtiyacından kaynaklanmıştır.83
Diğer taraftan Mehdî'nin zuhurunun yaklaştığını gösteren bazı kozmik alâmetlere de işaret edilir. Bunlara göre Mehdî'nin çıkacağı senenin Ramazan ayının ilk gecesinde ay tutulması, onbeşinde ise güneş tutulması olacaktır. İhtilaflar ve zelzelelerin çok olması da onun çıkış alâmetlerinden sayılmıştır.84 İbn Hacer'in kaydettiği bir diğer alâmet ise 'insan ciğerini yiyen kadının çocuğu olan Süfyanî'nin Şam minberine oturmasıdır."85 Süfyanî ve Mehdî arasındaki şiddetli bir mücadeleden bahsetmekte, sonunda Süfyanî'nin mağlup olacağını bildirmektedir.86 İbn Hacer el-Heytemînin kaydettiğine göre Mehdî'nin mücadelesi kansız olacaktır. Aynen şu ifadeyi kullanmaktadır: "Ona bey'at edenler, rükün ve makam arasında (Hicaz'da) bey'at ederler. Uyuyanı uyandırmaz, asla kan dökmezler.'"87 Mehdî'nin hakimiyeti, Hz. Süleyman ve Zülkarneyn'in hakimiyetine benzetilir. Onun döneminde barış içinde yaşanacak, kurt kuzu yan yana otlayacak, çocuklar yılan ve akreplerle oynayacak, kimse kimseye zarar vermeyecek. İbn Hacer'in verdiği bu bilgiler İsa'nın nüzulü vaktiyle ilgili Eski Ahit'te geçen bilgilere büyük ölçüde paralellik arzediyor.88 Müslim'de geçen hadîs-i şerife işareten Mehdî zamanında çok büyük bir bolluktan söz edilmektedir. Öyle ki kim Mehdî'den ne isterse ona verilecektir.89
Muhyiddin-i Arabî, Mehdî'nin dönemini anlatırken, yeryüzünde zulüm yaygınlaştığı zaman Allah bir halifesini gönderir. O yeryüzünü adaletle doldurur. Hata etmeksizin Resulullah'ın izinde gider. Onun hatalarını düzelten ve görünmeyen bir meleği vardır. O zayıfı kuvvetlendirir, misafire ikram eder, söylediğini yapar, bildiğini söyler, gördüğünü bilir. Allah onu bir gecede irşad eder. Zulüm ve ehlini ortadan kaldırır, dini ikâme eder, İslâm'a ruh üfürür. Zelîl iken aziz kılar, ölü iken diriltir. Onun zamanında adam akşam cahil, cimri ve korkak iken sabah en alim, en cömert ve en cesur hale gelir.90 Mehdî'nin çıkış vakti gelip gelmediği hususunda konuyla ilgili eser yazan Suriyeli alim Reşid er-Raşid, "Kalbimde yakin var ki bugün onun zuhur vaktidir. Hatta birçok salih insan her sene Mehdî ile karşılaşmak üzere hacca giderler. Zira rükün ve makam arasında ona bey'at edilecektir"91 der.
Hadîsleri Değerlendirme: Farklı yanlarına rağmen hadîslerin ortak yönleri şöyle ifade edilebilir: a) Mehdî, Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan gelecek, b) İsmi Peygamber Efendimiz (sav)'in ismine uygun olacak, c) Dünyayı adaletle dolduracaktır.
Konuyla ilgili hadîslerin, Mâlik, Buharî ve Müslim'de yer almayışını bir za'fiyet işareti olarak değerlendiren92 muasır yazarlardan Mevdûdî, Mehdî ile ilgili hadîslerin ravilerinin pek çoğunun şiîler olduğunu belirtmekle birlikte, hadîslerin bir kısmını doğru kabul etmektedir. Mehdî'nin alâmet ve işaretlerini geniş bir şekilde anlatan hadîslerin uydurma olduğu görüşündedir. Ona göre Resûlullah prensip olarak çok detaylara girmemiştir.93 Abbasîler döneminde hilafetlerini desteklemek amacıyla hadîs uydurulmuş olabileceğine dikkati çekmektedir. Özellikle Abbasîlerin bir alâmeti olan "siyah bayraklılar1'ın desteklenmesi hakkındaki hadisleri uydurma görmektedir.94 Ahmed Emin ise bu hususu Mehdî hadîslerinin tamamını reddetmeye gerekçe sayar. Ona göre hadisler Emevî ve Abbasîler dönemindeki taht kavgasından dolayı uydurulmuş rivayetlerdir.95 Iraklı âlim Muhsin Abdulhamid'in tenkit ettiği husus ise Şiilerin beklediği Mehdî ile ilgili hadislerdir.96
Ancak hadis uzmanları zayıf rivayetlerin varlığını kabul ederlerse de, hadis literatüründe Mehdî meselesinin gerek isim ve gerekse mefhum olarak varlığını inkâr etmenin mümkün olmadığı kanaatindedirler. Zira ashabın en tanınmış kişileri rivayet eder. Hz. Ali, İbn Abbas, İbn Ömer, Talha, İbn Mes'ud, Ebu Hureyre, Enes b. Malik, Ümmü Seleme, Ebu Said el-Hudri, Ümmü Habibe, Sevban, Kurre b. îyas, Abdullah b. el-Haris b. el-Cez' ve Ali el-Hilâlî gibi râviler bulunmaktadır. Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mace, Bezzar, Hâkim, Taberanî gibi meşhur hadîs imamları tarafından tahriç edilmiştir. Hadîslerde bir ibham görülüyorsa da bu hadîslerin zayıflığından değil, nübüvvet dilinin vecizliğindendir.97 Böylesine şöhret kazanmış ve ümmet tarafından kabul görmüş olmasındandır ki Kettânî gibi zatlar bunların mütevatiru'l-ma'na olduğunu söylemişlerdir.97
Mehdî hadîslerine ciddî tenkidin Müslüman tarihçi ve sosyolog İbn Haldun'dan (733/1332) geldiği birçok müellif tarafından dile getirilmektedir. Hatta İbn Haldun'un konuyla ilgili hadîsleri zayıf gördüğünden, Mehdî meselesini inkâr ettiğini söylemişlerdir.99 Gerçekten Mehdî meselesiyle detaylı bir şekilde ilgilenen alimlerden birinin ibn Haldun olduğunu görüyoruz. Gelecekte vuku, bulacak olayların gaybî meseleler olduğunu, Allah'ın vahiy veya rüya yoluyla bildirmedikçe beşerin gaybî meseleleri bilemeyeceğini söyler.100 Mehdî meselesinin, asırlar boyunca Müslümanlar arasında meşhur olduğunu, dini te'yid ve adaleti te-sis edecek birisinin gelmesinin gerekli olduğuna inanıldığını objektif bir ifadeyle dile getiriyor.101 Bu konudaki hadîsleri tahlil eder, sened ve ricali açısından değerlendirir ve sonuç olarak şu hükmü ortaya koyar: "Görülüyor ki, pek azı müstesna, bu hadîsierin hepsi de tenkid edilmekten hâli kalmamıştır."102 Bu ifadelerden hareketle ibn Haldun'un Mehdî meselesini inkâr ettiği hükmünü çıkarmak mümkün değildir, İbn Haldun, mutasavvifenin oldukça detaylı anlatılan Mehdî anlayışlarını tenkit etmektedir. Ona göre tasavvufçuların Mehdî hakkındaki görüşleri Şiilikten alınmıştır.103
Görüldüğü gibi Mehdî hadîsleri konusunda en titiz davranan İbn Haldun dahi kökten reddetmemiş, "Pek azı müstesna" diyerek ihtiyatlı bir tâbir kullanmıştır. Bu tâbirinden, Mehdî konusunda az da olsa sahih hadîslerin var olduğu anlaşılır. Dolayısıyla hadîsleri ceffe'1-kalem inkâr etmenin yanlış olacağı, aralarında zayıfların bulunması ise hepsinin imkânını gerektirmeyeceği kanaatindeyim. Bir sepette bulunan elmalardan birkaç tanesi çürükse hepsinin çürüklüğüne hükmetmenin doğru olmadığı aşikârdır. (Bir mevzuda bu kadar çok hadîsin bulunması -velev bir kısmı zayıf olsun- o meselenin ciddi bir aslının olmasını gerektirir. Y. Ü.)
III. YAPILAN YORUMLAR:
Zikrettiğimiz hadîslerden hareketle Ehl-i Sünnette bir Mehdî inancı bulunduğunu söyleyebiliriz. Hadîslerden istihraç ederek Ehl-i Sünnet uleması da bazı yorum ve tasvirlerde bulunmuşlardır. Kıyamet alâmetleri ve ahiret ahvaliyle ilgili eserleriyle de tanınan tarihçi ve muhaddis İbn Kesir (774/1372), Ehl-i Sünnet ile Şiilerin beklediği Mehdî'nin farklılığına işaret ederek şöyle demektedir: "Mehdî, ahirzamanda ortaya çıkacak Raşid Halifelerden ve kâmil mânâda hidayete ulaşmış imamlardan biridir. O Rafizîlerin Sammera'dan çıkacağını beklediği Mehdî değildir. Onların Mehdîlerinin bir hakikati yoktur. İddialarına göre o Muhammed b. Hasan el-Askerî'dir. Beş yaşında iken bîr evin bodrumuna girip gizlenmiştir. Bizim anlattığımız Mehdî ve Resûlullah'tan varid olan hadîslerde zikredilmiştir. Ahirzamanda gelecektir. Hz. İsa'nın nüzulünden önce zuhur edeceğini tahmin ediyorum. Nitekim hadîsler de buna delâlet eder."104
Mekkeli alim ibn Hacer el-Heytemî (v.973/1564) Mehdî meselesiyle ilgili eserini Sünnî Mehdî akidesini ortaya koymak için te'lif etmiştir. Yalancı Mehdîlerden söz etmiştir. Onun bu eseri aynı zamanda bir fetvadır. Eserini yazmaya sevkeden hadise kendi döneminde (onuncu asır) bir taifenin kırk sene evvel ölen liderlerinin Mehdî olduğunu ve tekrar dirilip Mehdî olarak ge-leceğine inanmaları olmuştur. Şiilerin buna benzer Mehdî inançlarını çürütmek amacıyla te'lif etmiştir.105
"Allah her yüz sene başında dini tecdîd edecek bir müceddid gönderir"106 mealindeki hadîs-i şerife atıfta bulunan bazı yazarlara göre "periyodik olarak gelen îmân müceddidleri"ne de Mehdî denilmiştir.107 Ehl-i Sünnet mensupları için Mehdî Hz. Peygamberin (sav) son halifesidir.108
Ehl-i Sünnette Mehdîlik bir inanç esası olarak kabul edilmiş değildir. İlk akaid kitaparında Mehdî meselesinden bahsedilmemektedir. Zira bir akaid konusu olarak düşünülmemiştir. İmam-ı A'zam'ın el-Fıkhu'l-Ekber'inde, Maturidî ve Eş'ârî'nin,109 eserlerinde bu hususa temas edilmemektedir. Kelam alimleri Mehdîliği imametle ilgili bir mesele kabul etmişlerdir. İmamet konusu da daha sonraki dönemlerde kelam kitaplarında yer almıştır.110 Meşhur kelâm alimi Teftazanî, Mehdî meselesini, imamet bahsinin bir ek konusu olarak göstermektedir. Hatta İsa'nın nüzulünü de bu konuya dahil etmiştir.111
Bunların yanında Bakıllanî, Cüveynî, el-îcî, Nesefî, Mehdî isminde gelecek bir zattan bahsetmemişlerdir. Gazzalî'nin de Mehdî'den bahsettiğine rastlamıyoruz. Macdonald'ın Şerhü'l-Akaid'inde bahsetmediğini söylediği Teftazanî. Mehdî meselesinden detaylı sayı-labilecek kadar bahsetmiştir. Sa'deddin et-Teftazanî, Resûlullah (sav)'ın soyundan gelen Mehdî ile ilgili sahih hadîslerin varid olduğunu söyler.112
İbn Haldun ise sosyolojik bir tesbitte bulunmaktadır. "Bir şahıs bir güce, bir millete dayanmayıp, sadece ehi-i beyte nisbetiyle ortaya çıkarsa muvaffak olamayacağı sosyolojik bir gerçektir. Muvaffak olabilmesi için bir millet gücü gerekir ki ona destek olup, başa ge-çirinceye kadar onu müdafaa etsin."113 Tek başına bir şahsın böylesi büyük ıslahatı gerçekleştiremeyeceğine işaret etmektedir.
İbn Haldun'un bu tesbitinden sonra muasır alimlerden Mevdudî'nin bir yorumuna yer vermek istiyorum. Ona göre Mehdî adı ile dinde özel bir makam gibi Mehdîye de îmân etmenin şart olduğunu düşünmek tamamen yanlıştır. Mehdî hakkındaki fikrini ise şöyle ifade ediyor: "Mehdî ne zaman gelirse gelsin, o, zamanın bilgisini, kültürünü, ahvalini, zorunlu şeylerini çok iyi bilecek ve zamanına uygun tedbirleri alacak, dönemindeki fennî ve ilmî buluşlardan, aletlerden faydalanacak, onları en iyi şekilde kullanacaktır." Hemen ifade edeyim ki bu fikrinden dolayı Mevdudî tenkide uğramış, hadîslere ters düşmekle itham edilmiştir.114
Goldziher günümüzde Mehdîlik iddialarıyla ortaya çıkan şahıslardan söz ederken "Onlar çoğunlukla, İslâm ülkelerinde artmaya başlayan Avrupa devletlerinin nüfuzuna karşı koymak üzere çalışıyorlar" diyor.115 Mehdîlik düşüncesini Ehl-i Sünnet ve Şia ayırımını yapmaksızın- hurafe olarak telâkkî eden Batıcı fikirleriyle meşhur Ahmed Emin, bunun Allah'ın kâinata koyduğu kanunlarla bağdaşmayacağını söyler. İnsanların akıl ve bilgi açısından ilerlemeleriyle, akla ters düşen bu fikrin kalıntıları da sona erecektir. İnsanlar yeryüzünde adaleti, beklenen Mehdî ile değil, güçleri ve akıllarıyla gerçekleştirecektir.116 Abdulkerim el-Hatip ve Abdullah es-Semman da Mehdî mes'elesini tamamen reddetmektedirler. Bu konudaki hadîslerin uydur-ma olduğunu söylerler.117
Bu katı rasyonel fikre mukabil muasır alimlerden olan Bediüzzaman'ın görüşlerine yer vermek istiyorum. Tesbit edebildiğim kadarıyla Bediüzzaman'ın Mehdî düşüncesi İbn Haldun'un sosyolojik tahliline uygunluk arzetmektedir. Abdulkerim el-Hatip ve Abdullah es-Semman gibileri bu yorumu görmüş olsalardı, Mehdî meselesini kökten reddetmezlerdi, kanaatindeyim. Bediüzzaman, Mehdî konusunda olağanüstü bir şahıs beklentisi içinde değildir. Herşeyin kevnî kanunlar çerçevesinde cereyan edeceğine inanır. Bu bakımdan nassların zahirine, akla uygun olsun olmasın, yapışıp kalan katı tutumlu ilim adamlarından değildir. Meselâ "muslih", "mürşid-i ekmel", "müceddid", "'halife-i zişan" gibi tabirleri de Mehdî kategorisi içinde mütalâa etmektedir. Fitne zamanlarında bir "Islahatçının bulunmasını "Allah'ın kâinata koyduğu kanun" açısından zarurî görmektedir. Bediüzzaman'a göre ahirzamanın en büyük fesadına karşı, Cenâb-ı Allah en büyük bir müceddid ve mürşid olan bir Zat-ı Nuranîyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebeviden olacaktır.118 Bir şahıs ne kadar kuvvetli olursa olsun büyük bir ıslahatı tek başına yapamaz. İbn Haldun'un sosyolojik bir tesbit olarak söylediği "bir kuvvete dayanması" meselesini vuzuha kavuşturmaktadır. Ona göre Mehdî'nin beşerî güç kaynağı, Âl-i Beyt-i Nebevî, yani Resûlullah'ın soyundan gelen insanlardır. Bu neslin oldukça güçlü olduklarına işaretle şöyle devam ediyor: "Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin başında onlar vardı. Ehl-i kemalin namdar reisleri yine onlardı. Şimdi de kemmiyyeten (sayısal olarak) milyonları geçen bir nesl-i mübarektir." Meydana gelen büyük hadiseler, o büyük cemaatin içindeki kudsî kuvveti harekete geçirecektir. "Elbette, o kuvvet-i azimedeki bir hamiyet-i aliyye feveran edecek ve Hz. Mehdî başına geçip, tarîk-i hak ve hakîkata sevkedecektir. Böyle olmak ve böyle olmasını beklemek, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, adetullahtan ve rahmet-i ilâhiyyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız."119 Mehdî'nin üç mühim vazifeyi gerçekleştireceğini söylemektedir: a) Maddecilik fikrini tam susturmak, b) İslâm şeâirini ihya, c) Bütün îmân ehlinin yardımıyla ve ittihad-ı İslâm'ın desteğiyle bütün âlimler ve velilerin, bilhassa her asırda Hz. Peygamber (sav)'in soyundan gelen oldukça çok ve güçlü bulunan seyyidlerin iltihakıyla büyük vazifesini yapmaya çalışır.120
Mehdî, herşeyi mucizevârî bir şekilde kılıçla düzelten bir şahıs değildir. Bediüzzaman, Mehdiyi normal bir insan, büyük bir ıslahatçı olarak görmekte ve etrafındaki nuranî cemiyetinden bahsetmektedir. Resûlullah (sav)'ın sünnetini ihya edeceğini, Süfyan'a karşı mü-cadelesinin de manevî olacağını söylüyor.121 Böylesine esbab dairesinde hareket eden bir zatın muvaffak olması kudret-i ilâhiyye noktasından da mümkündür. Bir dakikada yer ve gök arasını bulutlarla doldurup, boşaltan, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eden, bahar içinde bir saatte yaz mevsimini, yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Allah (cc), Mehdî ile de İslâm âleminin karanlıklarını dağıtabilir.122 Her ne kadar rivayet edilen hadîsler âhad ise de Fezâil-i a'mâl (ibadetlerin sevapları) ve hadisat-ı İslâmiyyede (gelecekte Müslümanların başına gelecek hâdiseler) bunlar hüccettirler. İmamlar bunların bu hususlardaki delâletlerini kabul etmişlerdir.123
İslâm toplumunda daima doğru yolda olan bir grubun bulunacağı hadîs-i şerifte anlatılmaktadır: "Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere devam eden bir taife bulunacaktır."124 Buna dayanarak Mehdî'nin bir şahıs olamayacağını söyleyen Muhsin Abdulhamid, Resûlullah'ın haber verdiği bu grubun dinî mevzuları tazeleyeceğini, din yolunda mücadele edeceğini, adaleti yayacağını, dosdoğru ölçülere sarılacağını, zulümle mücadele edeceğini ve yeryüzüne İslâm'ı yerleştireceğini belirtmektedir. Onlar dünyada yaşarlar, gayb alemindeki şeylerle (gizlenmiş imamla) uğraşmazlar. Bu, Allah'ın kâinattaki sünnetine, İslâm'ın ruhuna ve amelî talimatlarına mutabıktır. Cenâb-ı Allah her devirde hakikî Mehdileri, yüzlerce ıslahatçıyı yaratabilir, vaktiyle de böyle yapmıştır. Bundan sonra da elbette böyle olacaktır. İnsanların vazifelerini bırakıp, Kur'ân-ı Kerîm'in hakikatlanndan kaçıp hayalî bir Mehdî bek-lemeleri yanlıştır.125 Mehdîliği sosyal bir hareket olarak değerlendiren, kötü durumda bulunan cemiyetler için bir ümit ışığı, müsbet bir unsur şeklinde anlayan alimler de vardır.126
SONUÇ:
Hemen hemen bütün dinler ve kültürlerin sahip olduğu bir "kurtarıcı" fikri İslâm'da da vardır. Ehl-i Sünnet inancında muhtelif isimlerin bulunmasına rağmen, "Mehdî" ismi şöhret kazanmıştır. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi her yüzyılda bir gelen müceddidierden bahsedilir. Bu ıslahat hareketi sosyal bir hâdisedir. Sosyal şartların bir neticesidir. Nerede fitne ve tahribat varsa, orada ona karşı bir hayır ve ıslahat sözkonusudur. Demek ıslahat hareketleri İslâm ümmetinin fıtrî bir ihtiyacıdır. Ahirzamanda içtimaî ve ahlâkî bozuklukların artması, küfür ve inkârın yaygınlaşması karşısında insanların manevî liderlere muhtaç olduğu sosyal bir realitedir. Nitekim sosyolojik olarak tarihe baktığımızda hep böyle cereyan etmiştir.
Sünnî Müslümanlarda Mehdîlik, Şiîlerde olduğu gibi, temel bir inanç değildir. Zira imanî meselelerin dereceleri vardır. Bazıları kat'î delil ister, bazılarında zann-i galib kâfidir. O halde îmânın temel esaslarından olmayan ahirzaman hadîsleriyle ilgili teferruat sayılabilecek meseleler için, kat'î delil aranmaz. "Belki yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemek" yeterdir. Mehdî meselesi daha çok imamet konusuyla irtibatlı olmuş, bu bakımdan Ehl-i Sünnet'te fer'î bir mesele olarak kabul edilmiştir. Hadîs kaynaklarımızdan Buharî ve Müslim'de ismen geçmediği doğrudur. Ancak "Mehdî" rolünü üstlenen "hak üzerine devam eden taife" ve buna benzer tabirlerle mefhum olarak geçtiğini söylemek mümkündür. Hz. İsa'nın nüzulüyle ilgili varid olan hadîste geçen "mü'minlerin imamı" meselesi ve İbn Hacer el-Askalanî gibi bir allâmenin, hadîsin yorumunda Mehdî'ye atıfta bulunması dikkate değerdir.
Mehdîlikle ilgili haberlerin kaynağında ihtida etmiş bazı şahsiyetlerin bulunması, hadîsleri temelden reddetmeyi gerektirmez. Bazı zatların, bin seneden beri ümmetçe kabul edilmiş bir mefhumu, reddetmelerinin ciddî delilleri bizce yoktur. En azından delilleri, isbat edenlerinkinden daha kuvvetli değildir. İbn Haldun dahi, Mehdî hadîslerini tenkit etmiş, ancak kökten reddetmemiştir. Az da olsa bir kısmının sıhhatini kabul etmiştir. Ayrıca her zayıf veya mevzu hadîsin "mânâsı yanlıştır", demek değildir. Hadîs olduğu kesin değilse de, mânâsı doğru olabilir.
Bizce, bazı yazarların iddia ettiği gibi, İslâm'daki Mehdî fikrini tamamen Hıristiyan kültürüne bağlamayı kabul etmek ilmî açıdan mümkün değildir.
Yeryüzünün belli bir bölgesinde, belli bir tarihte Mehdî olarak bir şahsı beklemek gibi bir inancı yanlış görüyoruz. Zira her devrede, her dönemde bu mânâyı taşıyan ıslahatçılar, faziletli şahsiyetler bulunabilir.
Hadislerde beyan edildiği üzere bir Müslümanın Mehdî'ye inanması normaldir. Kötü olan tembelliğe düşüp herşeyi Mehdî'nin düzelteceğini beklemektir. Gaybî bir insanın gelip bizi kurtarmasını bekleyerek uyuşmaktır. Gerçekten Müslüman kendisini tembellik döşeğine atıp ümit deryasında boğulmamalıdır. Arapların bir atasözü vardır; "Gökten altın yağmaz", top-lumların huzur ve refahı da kendiliğinden meydana gelmez. Büyük çabalar gerektirir. Bugün Müslümanların bütün kuvvetleriyle, Allah'ın koyduğu kevnî kanunlara riayet edip, maddî ve manevî olarak ilerlemeye çalışmaları gerekir. Mehdî gelecektir diye vazifeyi bırakmak mükellefiyetten kaçmaktır. Mehdîlik fikri gerçekten toplumu tembelliğe atıyorsa, felakettir. Ama Amerikalıların, ülkelerini, Hz. İsa'ya yer hazırlamak düşüncesiyle yeşillendirmeleri gibi, Müslümanların da Mehdî'ye zemin hazırlamak maksadıyla gayrete gelmeleri, netice itibariyle kötü olmasa gerektir.
Kanaatimizce Mehdî bir şahıstan ibaret değildir. Faaliyetleri geniş bir zaman dilimine dağılmış bir hareket, bir ekol ve bir cemaat olabilir. Zira hadîslerde anlatıldığı üzere adaletin tesisini bir şahsın yapması mümkün değildir. Bir cemaat, büyük bir heyet, Müslümanların büyük bir topluluğu birlikte hareket ederse ancak başarabilir.
Mehdî meselesine inanıp bağlanmak, bir kişinin kâmil Müslüman olmasını, kurtuluşa ermesini gerektirmez. Bizce Mehdî'yi kavram olarak düşünmek gerekir. Hayır kavramının bir sembolü olarak düşünülürse, mü'minler her dönemde hayır ve iyiliğin yanında yer alırlar. Her dönemde de buna ihtiyaç vardır. Zira hayır ve şer kavgası her zaman olmuş, kıyamete kadar da devam edecektir. Dolayısıyla hayır yoluna devam edildiği sürece Mehdî'ye tâbi olmaktan elde edilen netice kazanılmış demektir. Bir hayalî Mehdî'yi beklemek yerine, nerede hayır varsa oraya koşmak, orada bulunmak daha isabetlidir. Mehdî inancına da daha uygundur. Bu dünya imtihan yeridir. İnsan ne kadar hayra koşarsa, İmtihanı o kadar başarır. Herşeyin açık seçik olması imtihan prensibine ters olur. Mehdî olsa bile onun Mehdî olduğuna dair gökten bir nida yapılmayacaktır. Bazı şeyleri zaman gösterir.
Bazı sahte Mehdîlerin çıktığı ve halkı kandırdığı doğrudur. Ancak sahte Mehdîler çıkıyor diye, bir fikri kökünden reddetmek doğru değildir. Müseylemetü'l-Kezzab gibi sahte peygemberler de çıktı; peygamberliği reddetmek gerekmedi. Sahte doktorların çıkması doktorluk mesleğinin reddini gerektirmez.
Hülâsa Resûlullah Efendimiz (sav) ahirzaman hadiselerinin, belki de kıyametten önceki iki yüz senelik dönemin portresini çizmiştir. Bu dönemde cereyan edecek bazı hadiselere işaret etmiştir. Yalnız işaretle iktifa etmiştir. Tasrih etmesi de düşünülemezdi. Sadece işaretle iktifa etmesi de yorumlara açık kapı bırakmıştır. Bununla herkesi inanmaya mecbur tutmadığını göstermiştir. Şayet mecbur tutmak isteseydi, bunları tasrih ederdi. Bu bakımdan bizce Mehdî'ye inanmayan bir insanı tekfir etmek doğru değildir. Aynı şekilde hadîs-i şeriflerin ışığında, Mehdiye inanan bir Müslümanı cahillikle itham etmenin doğru olmadığı kanaatindeyiz.
Dipnotlar
78) İbn Hacer, a.g.e., s. 47.
79) bkz. es-Suyutî, Kitabu'l-i'lam bi Hükmi İsa aleyhisselâm, (el-Havi içinde). If, 156, Beyrut, 1983/1403; el-Mûnavi, Fayzu'l-Kadir, V, 301, Beyrut, 1392/1972; el-Keşmirî, et-Tasrih. s. 181.
80) el-Keşmiri, a.g.e., s. 81; İbn Hacer, el-Kavlu'l-Muhtasar, s. 24.
81) Tirmizî, Fiten, 79.
82) İbn Hacer el-Heytemî. el-Kavl. s. 24.
83) D.B. Macdonald, "Mehdi″, İA, VII, 477.
84) Rediş er-Raşid Tenvirur-Rical fi Zuhuri'l-Mehdî ve'd-Deccal, s. 22.
85) İbn Hacer, el-Kavlu'l-Muhtasar, s. 60.
86) İbn Hacer, a.g.e., s. 49.
87) İbn Hacer. a.g.e.. s. 53.
88) İbn Hacer, a.g.e., s. 54: krş. İşaya, 45:1-3; 2-2-4.
89) Bkz. Müslim, Fiten. 67-9: Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 123-6.
90) Reşid er-Raşid, Tenviru’r-Rical, s. 23 (Fütuhat el-Mekkiye'nin 366. babından naklen).
91) Reşid er-Raşid, a.g.e., s. 26.
92) Mevdudi, Meseleler ve Çözümleri, s. 48.
93) Mevdudi. a.g.e.. s. 45; Mehdî konusundaki hadislerin senet açısından tahlilleri için bkz. Avni ilhan, Mehdîlik, s. 111-139.
94) Mevdudi. a.g.e., s. 51.
95) Ahmed Emin, Duha'l-islâm, III. 237-8.
96) Muhsin Abdulhamid. İslâm'a Yönelen Yıkıcı Hareketler (çev. M. Saim Yeprem, Hasan Güleç), s. 53, Ankara. 1984.
97) İbrahim Canan. Kütüb-i Sitte Muhtasarı XIV, 227, 269.
98) el-Kettânî, Nazmul-Mûtenasir, s. 144-6, Halep, ts; Süleyman Uludağ, İslâm'da inanç Konuları, s. 438.
99) Bkz. Abdulkerim el-Halip, el-Mehdî el-Muntazar, s. 43-62, Kahire. 1401/1980.
100) ibn Haldun, el-Mukaddime. II, 822.
101) İbn Haldun, a.g.e.,!i, 787.
102) İbn Haldun, a.g.e., II, 807; (Çev. Zakir Kadiri Ugan), II, 165, İstanbul, 1989.
103) İbn Haldun, a.g.e., 111,1109.
104) İbn Kesir, Alamatu Yevmi'l-Kıyame, (nşr. Abdullatif Aşur), s. 24.
105) Goldziher, a.g.e., s. 344.
106) Ebu Davud, Melahim. I.
107) JohnR. Hinneis, The Facts on File Dictionary of Reltgion, s. 198, USA. 1984.
108) D.B. Macdonald, "Mehdi", İA., VII. 476.
109) Ancak Eşarî, Makalat'ında "Hz. Peygamberin müjdelediği Mehdî'nin Rafizîlerden Harbiyye'dir" demekle, sanki kendisi de Peygamberin müjdelediği Mehdî fikrini benimsiyor, ancak Rafizîlerin dediği kişinin, Mehdî olmadığını söylüyor, fbk. Makalatu'l-islamiyyin, s. 23 (nşr. Richard Mc Carthy, Beyrut, 1953).
110) Avni İlhan, "Mehdîlik". Ehl-i Sünnet Tetkikleri, s. 330; Mehdîlik, s. 141.
111) Teftazani, Şerhu'l-Makasıd, V. 312.
112) Bkz. Teftazani, a.g.e., V, 312-3; krş. Macdonald, "Mehdî", İA, VII, 476.
113) İbn Haldun, a.g.e., 11,817.
114) Mevdudî, Meseleler ve Çözümleri, s. 47, 50, 51.
115) Goldziher. el-Akide ve!ş-Şeria, s. 195.
116) Ahmed Emin, Duha'l-İslâm, III, 245.
117) Abdulkerim ei-Hatip, el-Mehdî'l-Muhtazar ve Men Yenteziruneh, s. 14-82.! 12: Abdullah es-Semman. el-islâmu'l-Musafta. 90-1, Kahire ts.
118) B.S. Nursî, Mektubat, s.411-2.
119) a.y.
120) B.S. Nursî, Emirdağ Lahikası, 1.259-60, İstanbul, 1976. 12!) B. S. Nursî; Mektubat, s. 411-2, istanbul. 1976.
122) a.y.
123) B. S. Nursî, Şualar, s. 355, İstanbul, 1958.
124) Müslim, iman, 247.
125) Muhsin Abdulhamid, islâm'a Yönelen Yıkıcı Hareketler, s. 52.
126) Bkz. Süleyman Uludağ. İslâm'da İnanç Konuları, s. 435.
(Yeni Ümit, 37. Sayı)