Buradasınız: Ana SayfaMAKALELERİslâm TarihiOsmanlılar
  

16. Asırda Osmanlıların İslam Devletlerine Ateşli Silah ve Teknoloji Yardımı

Yazar : Salim AYDÜZ


Tarih : 6/2/2011

Osmanlılarda Ateşli Silahlar Sanayii

Osmanlılar XIV. asırda Avrupa'da kullanılmaya başlanan ateşli silahları kısa sürede tanıyarak kendi ülkelerine transfer ettiler. Osmanlılar Fatih Sultan Mehmet döneminde (1451-1481), ateşli silahlarda ve bilhassa topçulukta, dönemin en ileri teknolojisine sahip oldular.1 Osmanlı topçularının ileri derecedeki balistik bilgisi, ortadan ayrılabilen iki parça toplar, kuşatma ve sahra topları, havan topları, dört beş metre uzunluğunda, yüz kilodan ağır gülleler fırlatabilen ve yirmi tona yakın ağırlığı olan çok büyük çaplı toplar, zamanın tekniğine ve bilgisine oranla fevkâlâde sayılabilecek harika savaş araçlarıydı.2 Osmanlılar, başta İstanbul'daki Tophane' Âmire'de olmak üzere, belli başlı merkezlerde büyük çaplarda toplar dökerken, bir yandan da top götürmenin mümkün olmadığı yerlere, bakır ve tunç gibi top yapım malzemesini götürerek top döktüler. Osmanlıların uyguladığı bu sistem, Osmanlıların silah sanayiinde Avrupa'dan ileri seviyede olduğunu göstermektedir. Nitekim Fransa'nın, 1493 yılındaki İtalya Seferi'nde, engebeli arazi yüzünden toplarını nakletmede büyük güçlüklerle karşılaştığını ve harekâtın geciktiğini3, oysa Sultan II. Murad'ın bundan 43 sene Önce Akça-hisar Muhasarası'nda, Fatih'in İse, on beş sene önce İşkodra Muhasarası'nda toplarını kale önünde dökerek bu meselenin üstesinden kolayca gelindiğini görmekteyiz. Osmanlı topçuluğunun kısa zamanda bu derecede gelişmesinde başta padişahların (özellikle Fatih'in hem kendisinin bizzat ilgilenmesi ve hem de bu işle uğraşan kişileri yüksek ücretle himaye etmesi) ateşli silahların savaşlardaki önemini ve belirleyici gücünü oldukça erken dönemde kavramalarının büyük payı bulunmaktadır. Diğer taraftan Osmanlıların bu hususta mâlî sıkıntılarının olmaması da, önemli faktörlerdendir. İlk dönem padişahlarının, devleti genişletme çabalarıyla geçen mücadelelerinde savaşmak zorunda oldukları Avrupa ve Balkanlar'daki mahallî senyörlerin ve hanedanların sığındığı kaleleri yıkmak ve ele geçirmek için daima muhasara harbi yapmak durumunda kalmaları sebebiyle, muhasara topları Fatih'in saltanatının sonuna kadar geçen zamanda, büyük önem kazanmış ve gelişme göstermiştir. Zaten, yükselme döneminde olan Osmanlılar, Hıristiyan milletlerin daima tazyik ve meydan okumaları karşısında silahlarını mütemadiyen geliştirmek, yenilemek ve düşmanın silahlarıyla dengelemek zorundaydılar. Ayrıca Osmanlıların Balkanlar'da ve kısmen de Anadolu'daki oldukça zengin maden yataklarına erken dönemlerde sahip olmaları ve bunun yanında iyi bir hazineye mâlik bulunmaları büyük bir avantaj idi. Sultanların bu imkânları zorlamaları, müspet yönde kanalize ederek iyi değerlendirmeleri, bu silahların kısa zamanda etkili bir şekilde Osmanlı ordusunda yer almasını sağlamıştır.4

1430'lu yıllarda, Osmanlı ordusunda büyük çaplarda topların olduğuna dair kayıtlar, çok sayıda yetenekli top ustalarının bulunduğunu da göstermektedir. Zira Osmanlılar, ateşli silahların kullanımında Hıristiyan top yapım ustalarını kendi askerî örgütleri ile bütünleştirirken, kendi askerlerini de5 aynı hizmetler için yetiştirmeye itina göstermişlerdir.6 Meselâ, Türk asıllı topçu ustaları Haydar, İsmail, Muslihuddin ve Saruca gibi isimler buna dair ilk örneklerdir. Collado isimli bir İspanyol topçusu, 1592 yılında yazdığı eserinde Osmanlı topunun orantısız ve kusurlu olduğunu söylemekte, fakat yüksek kaliteli madenden yapıldığını belirterek övmektedir. Osmanlı topunun ilk dönemlerdeki üstünlüğü emsallerine nisbetle kalitesinin pek farklı olmamasına rağmen neticeye çabuk ulaşmak için ebatlarının büyüklüğündeydi. Halen Londra Kulesi Müzesi'nde bulunan 1464 yılında yapılmış ortadan ayrılabilen iki parçalı Osmanlı topunun kimyasal analizi, eritme ameliyesinin kusurlu olmasına rağmen, iyi bronzdan dökülmüş olduğunu göstermektedir.7 Yine İstanbul'daki Askerî Müze ve Kültür Sitesi'nde bulunan Kanunî Sultan Süleyman dönemine ait bir tunç topun kimyasal analizi aynı şekilde sonuç vermiştir.8

Osmanlıların, erken devirlerden İtibaren Avrupa'dan ateşli silahları aktarmada gösterdikleri istekli tavra, diğer İslâm devletlerinde rastlanılmamaktadır. Meselâ, Osmanlıların XV. yüzyılın başlarından itibaren kullanmaya başladığı tüfek, Memlûklarda 1489 tarihinden sonra, İran'da ise Uzun Hasan (öl. 1478) zamanındadır.9 Diğer yandan ateşli silahları Osmanlılardan önce tanıyan ve Avrupa devletleriyle eskiden beri temasta olan Memlûk Devleti, Portekiz saldırılarına karşı Osmanlılardan 1511 yılında, bir miktar ateşli silah yardımı almıştır. Ancak daha sonra Osmanlılarla karşı karşıya kalınca da Rodos hâkiminden barut ve tüfenk, "Frengistan'dan da yarar topçular ve tüfekçiler getirtmişlerdir."

Silah Yardımı

Osmanlılar, bir taraftan sahip oldukları silah teknolojisini geliştirmek için çalışırken, diğer taraftan da, bu silahların kendileriyle dinî veya ırkî bağı bulunan çeşitli Asya ve Afrika ülkelerine yayılmasında köprü rolü oynadılar.11 Bu rol, Osmanlıların diğer İslâm ülkelerine genellikle belli miktarda topçu, tüfekçi ve ateşli silah uzmanları ile top ve tüfek yardımı yapmak şeklinde olmuştur.12 Osmanlı tehlikesi karşısında bu devletlerden bazılarının Avrupa'dan silah almak zorunda kalmaları da dolaylı bir roldür. Şah Abbas dönemindeki İran dışında kalan Doğu ülkeleri, etkili olarak ateşli silahlarla mücehhez bir ordu kuramamışlardır. Osmanlıların ateşli silahları taşıdıkları ülkeler arasında ilk olarak Türkistan Hanları, Kırım Hanları, Hindistan,13 Sumatra'da Açe Sultanlığı ve Habeşistan'da Sultan Ahmed Gran'ın Devleti ile Afrika'da Bornu Devleti gelmektedir. İkinci grupta ise, İran'da Akkoyunlu ve Safeviler, Mısır'da Memlûklar sayılabilir.14

Bazı Avrupa ülkelerinin yanında Osmanlılarla da ilişkisi olan bu devletlere Osmanlılar siyasî ve dinî ilişkilerine göre personel, silah, barut ve demir gibi malzeme satarak veya hibe ederek ateşli silahlar konusundaki İmtiyazlı konumlarından istifade ile Asya, Afrika ve Orta Doğu'daki etkinliklerini artırma politikası takip etmişlerdir. Harici ülkelere yapılan bu yardımların yanında kendi ülkesi içinde uçlarda bulunan beylerbeylerine de gerektiğinde savaş malzemesi veya top-tüfek yapıcısı ustalar yine İstanbul'dan gönderilmekteydi.15

Osmanlıların verdiği ateşli silahların, özellikle Orta Asya'da Türk Devletleri'nin16 iç savaşlarında Osmanlıların desteklediği taraf açısından çok önemli rol oynadığı, Habeşistan ve Açe'de de Portekiz ve Hollanda gibi gayr-i müslim sömürgeci devletlerle savaşan İslâm devletlerinin muvaffakiyetinde ciddî ölçüde tesirli olduğu görülmüştür. Tabiatıyla bütün bu yardımlar hilafet merkezini elinde tutan Osmanlıların, söz konusu devletler nezdindeki itibarını artırmış ve saygınlık kazandırmıştır. Memlûklara silah yardımı yapılması da henüz bozulmamış olan ilişkiler öncesinde onları Hristiyan Portekizlilere karşı savaşlarında destekleme gayesi gütmekteydi.

Diğer Milletlerin Durumu

İslâm dünyasında ateşli silahların kullanımında özel bir yeri olan Memlûklar ile İranlılar, Avrupa devletlerinden silah almakta ve her ikisi de Osmanlılar gibi bu silahların yapımı için Avrupalı usta, teknisyen ve mühendisler kullanmaktaydılar.18 Ancak, bu silahları kendi milletlerinden teknisyen ve mühendislere de öğreterek geliştirmeyi sağlamada Osmanlılar kadar başarılı olamadıklarından, mücadelelerde Osmanlılara karşı kaybettiler. Osmanlı Devleti ise, ateşli silahların ilk olarak geliştiği Orta Avrupa ve Balkanlara yakın olmanın ve hatta buraları oldukça erken zamanlarda fethetmenin ve diğer yandan bölgedeki madenlere sahip olmanın avantajını çok iyi bir şekilde değerlendirmiş ve neticesini almıştır.

1509'da Memlûk Sultanı Kansu Gavri, Portekizliler ile Kızıldeniz'de savaşmak için gerekli donanma malzemesini ve ateşli silahı Osmanlı Devleti'nden istemiştir. Osmanlı Devleti de, 1511 yılında, 400 top, 40 kantar barut ve bir miktar bakırdan oluşan bir yardım yaparak Memlûkları Hıristiyan Portekizlilere karşı desteklemiştir. Bu yardımlar arasında gemi yapım malzemesi yanında asker ve arkebüzler de bulunmaktaydı.19 Diğer taraftan İslâm dünyasında ateşli silahların kullanımında önemli bir yeri olan Memlûklar, Kansu Gavri devrinde bir reform teşebbüsünde bulunmuşlarsa da Ridaniye'de, Osmanlılar karşısında mağlup olmaktan kurtulamamışlardır.20

Osmanlılar, Habeşistan'daki Müslüman lider Sultan Ahmed Gran'a 1527 ve 1542 yıllarında bölgedeki Hıristiyan lider ve onun destekçisi Portekizlilerle savaşmak üzere birçok ateşli silah ve top yardımı yapmıştır.21 Sumatra'da Osmanlı sultanı adına hutbe okuyan Açe Sultanı'na da, Hollandalılar ve Portekizlilerle savaşması için gönderilen yardım gemileri İstanbul'dan yola çıkmış, ancak Yemen isyanı sebebiyle bu yardım yerine ulaşamamıştır. Bunun yerine Osmanlılar, bir grup top yapıcısını Açe'ye göndermişlerdir. Bu top ustaları, burada 200 kadar bronz top dökerek Mallaka'da Açe Sultanı'nın Portekizlilerle savaşında muvaffakiyetini sağlamışlardır.22

Hindistan'da Osmanlı topçularının ayrı bir yeri ve önemi vardı. Sultan Bahadur Şah'ın emrinde çalışan Selman Bey'in yeğeni Mustafa Bayram, Rumî Han ve kölesi Hoca Sefer Selman da Hüdavend Han ünvanlarını almışlar ve bu bölgede oldukça büyük bir üne kavuşmuşlardır. Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566) tarafından Hind Şahı'nın isteği üzerine oraya giden İstanbullu Hüseyin Han'ın dökmüş olduğu Malik-i Maidan adlı 42 ton ağırlığındaki bronz top, 1685 yılına kadar kullanılmıştır.23

İran Safevileri ise Osmanlı akınlarına karşı koyabilmek için 1548 yılında Portekizlilerle bir antlaşma yaparak onlardan ateşli silahlar satın aldı. Daha önace de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Venediklilerden top ve ateşli silah ile birlikte bunları kullanacak kişileri kendi ordusuna dahil ettiyse24 de, 1473 yılında Fatih ile yaptığı Tercan Savaşı'nı, Osmanlı silahlarının üstünlüğü sebebiyle kaybetti. Yine 1514'teki Çaldıran Savaşı'nda her iki tarafın güçleri eşit olmasına rağmen, üstün silah gücü sayesinde Osmanlı ordusu galip gelen taraf oldu. Bu neticelerden sonra 1528 yılında Safevi Sultanı Şah Tahmasb, İngiltere'den silah ve malzeme getirmeye başlarken, bir taraftan da Rumlu Tüfenkçiler denilen, tamamı Osmanlı Türkleri'nden oluşan ve tüfenk kullanan bir grup kurdu.25

Osmanlıların askerî yardım gönderdiği diğer bir Müslüman devlet, Afrika ülkesi olan Bornu Devleti'dir. En parlak dönemini May İdris Elevma (1571-1603) döneminde yaşayan ve gücünü İslâm'ın çevreye yayılması için kullanan bu devlet lideri, 1576 yılında III. Murad'a bir elçi göndererek itaat bildirdi ve Osmanlı Devleti'nden askerî ve teknik yardım istedi. Trablusgarb Beylerbeyliği vasıtasıyla yapılan yardımda birçok tüfek ve tüfekçi gönderilmiştir. Elevma, bu yardım sayesinde, çakmaklı tüfeklerle donatılmış bir ordu kurmuştur.26

Baştan beri verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi Osmanlılar, İstanbul'un fethini müteakip çok sayıda ateşli silahlarla mücehhez bir ordu kurarak dünya devletleri arasında ciddi ve caydırıcı bir güç halini almaya başlamışlardır. Bu gücü onlara sağlayan faktörlerden birisi olan ateşli silahlardaki üstünlükleri sayesinde batıdaki ve doğudaki düşmanlarına karşı pek çok mücadelede muvaffak oldular. Onyedinci asrın ortalarına kadar hiçbir İslâm ülkesi ateşli silah teknolojisinde Osmanlıların gücüne erişememişti. Avrupa devletlerinin ise Osmanlıları yakalamaları ancak bu asrın başlarında gerçekleşebilmiştir. Çağın savaş teknolojisini çok iyi takip eden ve bunu en iyi şekilde kullanan Osmanlılar, bu teknolojinin Müslümanların dünyanın dört bir yanında muvaffak olmaları adına kullanılmasında elinden gelen yardımı esirgememiştir. Bir taraftan kendisi Avrupalı düşmanları ile çarpışırken, bir taraftan da, Afrika'dan Sumatra'ya, oradan Asya'nın ve Hindistan'ın ortalarına kadar hakimiyetleri dışındaki çok büyük bir coğrafyaya ateşli silah ve asker yardımı yaparak Müslüman devletleri gayr-i müslim düşmanları karşısında desteklemiştir. Dünya'nın üçte birine fiilen hakim olan Osmanlılar diğer üçte birinde de, kendilerine sevgi ile bağlanan ülkeler sayesinde söz sahibi olmuşlardır.


Dipnotlar:

1- İtalyan top teknisyeni Riminili Robertus Valturius'un topçuluğa dair yazdığı eseri De remilitari'yi Fatih'e hediye etmesi Fatih'in topçuluğa olan ilgisinin Batılılar tarafından da bilinmekte olduğunu göstermektedir (A. Adıvar, Osmanlı Türkleri'nde İlim, İstanbul, 1982, s. 40). Adıvar ayrıca Floransalı Francesco Berlinghieri'nin coğrafyaya dair eserinde, Fatih'in ilme dair ilgisi ve koruyuculuğu İtalya'da bilindiğinden yazarların eserlerini kendi büyüklerinden önce Fatih'e göndermek arzusunda olduklarını belirtir (Adıvar, s. 36-37). 2- V. Parry, "Barut", Encyclopedia of Islam (New Edition), (EI2) s.1062. 3-Asım Bıyık, Ateşli Silahtarın Osmanlılara Girişi ve Yayılışı, Basılmamış bitirme tezi, İstanbul, 1979, s.9. 4- D. Ayalon, Gunpowder and Firearms in the Mamlûk Kingdom, London, 1956, s .97-107.5- Meselâ, 1431 yılında Arnavutluk'ta Topçu İsmail adlı birinden bahsedilmesi topları kullananlarla imal edenlerin ayrımının Osmanlılarda çok erken başladığına ve kendi topçularının bulunduğuna işaret etmektedir (Sûret-i Defter-i Sancak-i Arvanid, nşr. H. İnalcık, Ankara, 1987, s.105-106). 6- D. Petroviç. "Fire-armsi in the Balkana on the Eve of and After Ottoman Conquuests Of The Fourteenth and Fifteenth Conturies", War, Tecnology and Society in the Middle East, ed. V. J. Parry an M. E. Yapp, London, 1975, s.193. 7- Parry, "Barud", s. 1061. 8- Askeri Müze'de envanter nosu 11 olan bu topun analizine göre topta; % 96.43 oranında bakır ile % 3.57 oranında kalay bulunmuştur. Topun üzerinde "amel-i Mehmed bin Abdullah sene 942" yazısı bulunmakta ve ayrıca bir de kitabe yer almaktadır. 9- V. J. Parry,"İslâm'da Harb Sanatı", Tarih Dergisi, 28-29, İstanbul, 1975, s. 203. 10- D. Ayalon, Gunpovvder and fire-arms in the Mamluk Kingdom, s, 138; Feridun Bey, Mecmua-i Münşeat, İstanbul, 1275, c.II, s.468. 11- Meselâ, Osmanlıların, Doğu Anadolu ve Irak bölgelerindeki tesiri, bacaluşka, darbzen ve tabanca gibi, Türkçe'de kullanılan kelimelerin Hindistan'ın Moğol ordularında kabul edilmiş olmasında da görülebilir (Parry, Harb Sanatı, s. 204). 12-Hindistan ve Sumatra gibi çok uzak ülkelere sadece topçu ustalar gönderilerek orada top yapmaları sağlanmıştır. (Mahmut H. Şakiroğlu, "Barut", DİA, c.III, s.93). 13- Osmanlı Devleti'nden Hindistan'a giden topçu ustalarının, çeşitli Hind devletlerine hizmet edip yüksek rütbelere kadar çıktıkları bilinmektedir (Parry, Harb Sanatı, s. 204). 14- Salih Özbaran, "XVI. Yüzyılda Asya'da ve Afrika'da Ateşli Silahların ve Askerî Teknolojinin Yayılmasında Osmanlıların Rolü", Askerî Tarih Bülteni, c.27, (1989), s.37-42. 15- Gerektiğinde Mısır'da yeni top dökebilmek için Asitane'den dökücüler istenmektedir. (Ramazan 984 tarihli Mısır Beylerbeğine yazılan bir hüküm için bkz. BA, Mühimme Defteri, 29, T/l) Mısır'ın muhafazasında bulunan askerlere lazım olan tüfekler de Mısır'da imal edilmeyip Asitane'den gönderilirdi. (Asitane'den Mısır'a giden tüfek gemilerinin muhafazasına dair Rodos Beyi'ne gönderilen hüküm için bkz. BA, Mühimme Defteri, 7, 771 / 2105, Rabiü'l-evvel 976) Daha geniş bilgi için bkz. Seyyid Muhammed es- Seyyid Mahmud, XVI. Asırda Mısır Eyaleti, İstanbul, 1990, s.195. 16- 29 Rebiü'l-âhir 990 (24 Mayıs 1582) tarihinde Özbek Hanı'nın isteği üzerine bir üstad top dökücüsünün gönderilmesine dair bir ruûs kaydı için bk. Başbakanlık Arşivi, Kâmil Kepeci, Ruûs Defteri, nr. 239, s.368.17-İnalcık, "The Diffusion of Fire-arms", War, Tecnology and Society in the Middle East, cd. V. J. Parry and M. E. Yapp, London ,1975, s. 29.18 -M. H. Şakiroğlu, Barut, DİA, V, 93. 19-İnalcık, The Diffusion, s. 202-3. 20- Mahmut H. Şakiroğlu, "Barut", DİA, c.III, s.93. Yavuz'un Mısır Seferi'nde Tomambay'a karşı galip gelmesinde her ne kadar Osmanlı toplarının önemli bir yeri olsa da asıl sebep, Ridaniye'de Osmanlı askerinin hiç beklenmeyen bir taraftan hücum etmesi ve Mısırlıların ellerinde bulunan 200 kadar topun sadece birisini ateşleyebilmeleridir. Osmanlılarda sadece bir defa toplarını ateşleyebilmişler ve her taraf duman olduğu için fazla atış yapamamışlardır. (Müneccimbaşı Ahmed Dede, Müneccimbaşı Tarihi, terc. İ. Erünsal, İstanbul tarihsiz, c.II, s.484-485; Selahattîn Tansel, Yavuz Sultan Setim, İstanbul 1969, s.166-167) 21- İnalcık, The Diffusion, s.203-4. 22- İnalcık, The Diffusion, s.204-6. 23-14 metre uzunluğundaki bu topun kimyasal analizine göre alaşımları şu şekildedir % 80.43 bakır, % 19.57 kalay (M. K. Zaman, Mughal Artillery, Delhi 1983, s. 40). 24- Mahmut H. Şakiroğlu, "Barut", DİA, cilt, s.93. 25- İnalcık, The Diffusion, s. 206-7; Parry, Harb Sanatı, s. 206. 26- J. Spencer Trimingham, A History of İslâm in West Africa, Oxford, 1962, s.122; Pierre Bertaux, Afrika: Von der Vorgeschichte bis zu den Staaten der Gegenwart, Fischer VVeltgeschichte, Band 32, Frankfurt am Main 1966, s.80; Davut Dursun, "Bornu", DİA, c.VI, s. 294; Bu yardım Trablusgarb eyaleti tarafından gönderilmiştir.

(Yeni Ümit, 39. Sayı)