Buradasınız: Ana SayfaMAKALELERBiyografiler
  

İmam Nevevî

Yeni Ümit

Yazar : Dr. Muharrem Yıldız


Tarih : 6/2/2011

İmam Nevevî, hicrî 631 senesinin Muharrem ayında, Şam'ın Nevâ kasabasında doğdu. Doğduğu yere nispetle kendisine Nevevî denmiştir. İsmi Yahya olmasına rağmen, Ebu Zekeriyyâ unvanını kullanmıştır. Bu, genel olarak ismi Yahya olanların kullandığı bir unvandır.

Küçük yaşta, baba Muhyiddin Efendi, oğlunu Kur'ân-ı Kerîm öğrenmesi için ilk mektebe başlatmıştı. Ticareti hiç sevmediği hâlde gençlik yıllarında babasının demir dökümhanesinde çalışmıştı. Yaşadığı devrin birçok meşhur âliminden ders aldı. On dokuz yaşına gelince, babası onu, ilim tahsili için, Şam'daki Revâhiyye Medresesi'ne gönderdi.

Önce tıp ilmine merak sarmıştı. İbn-i Sina'nın 'el-Kanun'unu okumaya başlamış; fakat sıkıntıdan bırakmıştı. Buradan anladı ki, bu işin erbabı değildi. Kendini tamamen hadîs ilmine verdi. Çeşitli ilimleri okudu ve öğrendi. Keskin bir zekâya ve kuvvetli bir hafızaya sahipti. Küçük yaşta Kur'ân-ı Kerîm'i dört buçuk ayda, Şafiî Mezhebi'nin temel kitaplarından olan et-Tenbîh adlı eseri sekiz buçuk ayda ezberlemişti.1

Her gün hocalarından on iki ayrı ilim okurdu. Zamanla, usûl, nahiv, lügat ve benzeri ilimlerin inceliklerine vukûfiyet kazandı. Kısa zamanda, ilimde devrinin en büyük âlimlerinden oldu ve insanlığın irşadı, mutluluk ve saadeti için pek çok kitap yazdı. Şafiî âlimlerinden olan Nevevî, kitaplarında Şafiî Mezhebi'nin esaslarını işledi. Kendisi hicrî 7. asrın hadîs âlimlerinden ve İslâm hukukçularındandı.

Pamuklu elbise giyer ve sincabi renkte sarık sarardı. Sakalında birkaç beyaz kıl vardı. Nefsî ve dünyevî arzu ve isteklerden geçmişti. Evliliğin kendisini meşgul edeceğini düşündüğü için hiç evlenmemişti. Medresedeki hocalığından dolayı verilen para ile kitap alır, onları okuduktan sonra da medresenin kütüphanesine hediye ederdi. İmam Nevevî Hazretleri, ömrünün sonlarına doğru, üzerindeki emanetleri sahiplerine verip, borçlarını ödedi. Kitaplarını da kütüphaneye bağışladı.

665 yılında Eşrefiye Dârü'l-Hadîs Reisliğine tayin edilmiş, vefatına kadar o vazifede kalmıştı. Vefat ettiğinde 45 yaşında idi. Mübarek bir ömür sürdü. Ömrünü ibadet, itaat, ilim öğrenmek, öğretmek ve te'lifle geçirdi. Hazret, geçinmede kanaat üzere idi. Geçimini annesi ve babasından gelen şeylerle sağlardı. Maddî yönden fakir bir insandı. Ama "manâ âleminin sultanı" idi.2 Bugün bile Türbesi ziyaret edilmekte, sevenleri mübarek ruhundan feyiz almaktadır.

İbadet ve Taatı

Kendisindeki sekîne ve vakar hâli herkes tarafından fark edilirdi. Nevevî, Rabbanî bir âlimdi. Zahit, vera' sahibi, vakûr ve heybetli bir görünüşü vardı. Allah'a ibadet ve itaat dışında vaktini bir an dahi boş geçirmezdi. İyiliği emreder, kötülükten nehyederdi. Bu vazifesini hükümdarlara, valilere ve zalimlere de ulaştırmaktan çekinmezdi. Yöneticilere öğüt verir, onlara, mektup yazar, hakikati bildirir, onları ilâhî azab ile korkuturdu. Bu konuda da kınayanların kınamasından korkmazdı.3

Dinî münazaralarda sekînet ve vakarını muhafaza ederdi. Doğru konuşur, yerinde söyler, gecelerini ibadet ve itaatle geçirirdi. İlim tahsilinde gayretli, salih ameller yapmakta sabrı çoktu. Takva ehliydi. Şam halkının yediği şeylerden yemez, memleketinden, anne-babasının yanından getirdiği, helâl olduğundan tam emin olduğu şeyleri yemekle kanaat ederdi.
Yirmi dört saatte bir defa, yatsıdan sonra yemek yerdi. Yine günde bir defa, sahur vaktinde su içerdi. O diyarın bir alışkanlığı olan kar suyu içme âdetine uymazdı.

Geceleri uyumaz, ibadet eder ve kitap yazardı. Fıkıhta ve hadîste nasıl bir imam idi ise, zühd ve takvada da o derece ileri idi. O şöyle buyururdu:

"İnsanlar, Yüce Allah'a kulluk ve ibadet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saadete kavuşmak için yaratılış gayelerine uygun davranmalı ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalıdır. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedî kalınacak bir menzil değildir. O, âhirette saadete ulaştıran bir binek gibidir. Sevinç, keyif, zevk ü sefa yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler, bu fânî dünyaya düşkün olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapanlardır."

Ona göre, gecenin on iki saatinden bir saat kadarını ibadetle ihya etmek, bütün geceyi ihya etmek gibidir. Yaz ve kış geceleri için bu hep böyledir.
En büyük ibadetin, samimi bir niyetle "helâlleri ve haramları öğrenmek" olduğunu söylerdi.

İdarecilerle Münasebeti

İmam Nevevî, haksızlığa boyun eğmez, doğru bildiğini söylemekten çekinmezdi. Devlet reislerine, valilere ve diğerlerine Allah Teâlâ'nın emirlerini bildirir, yasaklarından sakınmanın lüzumunu anlatırdı. Bu hususta hiçkimseye müdâhene etmez ve gevşeklik göstermezdi.

O dönemde Şam ve Mısır'da hüküm süren Kölemen Emiri Zahir Baybars ile ihtilâfa düşmüştü. Bu alanda, Zahir Baybars'a hitaben yazdığı, ona nasihatte bulunup emirler verdiği risaleleri vardır.4 Zahir Baybars'a yazdığı mektupların bir kısmını diğer âlimlere de imzalatmış ve ortak bir dilekçe olarak sunmuştu. Haksızlığa boyun eğmemesi, sözünü sakınmadan söylemesi ve sözlerinin de arkasında olmasından dolayı eserleri halk arasında da büyük rağbet görmüştür.

Tatarlar, hicretin 658. yılında Filistin'e kadar gelip Şam'a saldırıya hazırlandıkları bir sırada, Baybars, onlarla savaşmak üzere orduyu teçhiz etmek için, halkın malını almanın caiz olacağına dâir âlimlerden fetva istemişti. İmam Nevevî'nin dışında, bütün âlimler buna fetva vermişlerdi. Bunun üzerine İmam Nevevî;

"Hayır, sana fetva vermiyorum." demiş; Baybars ise: "Neden fetva vermiyorsun? Biz Tatarlara karşı cihad için silâh alacağız. Tatarların zulmüyle ümmet ve din zayi olmaktadır." cevabını vermişti. Bunun üzerine İmam Nevevî de:

"Sen buraya geldiğinde bir köleydin ve hiçbir şeye sahip değildin. Ben şu anda senin yanında birçok bağların, bahçelerin, köle ve cariyelerin, altın ve gümüşlerin olduğunu görüyorum. Bunları cihad için sattığın zaman ancak, bana karşı haklı olabilirsin ve ben de sana cihadda kullanmak üzere halkın malını almana, o zaman fetva veririm." diyerek hakikati ifade etmişti.

Bu cevaptan hoşlanmayan Baybars, Nevevî'yi Şam'dan sürgün etmişti. Sürgün edilen Nevevî kendi memleketi olan Neva köyüne dönmüş ve oraya yerleşmişti. Bu hâdise üzerine devrin âlimleri Zahir Baybars'a gelerek: "Şam uleması ona muhtaçtır." demişlerdi. Baybars da o âlimlere: "Onu geri getirin." diye emir vermiş; ancak o:

"Allah'a yemin ederim ki Zahir Baybars orada bulunduğu sürece ben Şam'a girmeyeceğim." diyerek teklifi reddetmişti. Allah onun yeminini boşa çıkartmamış, bir ay sonra gerçekten Zahir Baybars vefat etmiş. Ve bundan sonra İmam Nevevî Şam'a dönmüştü.

İlmî Yönü

İmam Nevevî, İslâm tarihinde en önde gelen fıkıh âlimlerindendir. Hicrî 7. asrın hadîsçilerinden, meşhur İslâm hukukçularından ve Şafiî âlimlerinin büyüklerindendir. Bütün İslâm tarihi boyunca İslâm âlimlerinden en bilgili on isim zikredilecek olsa, İmam Nevevî bu seçkin on fukahanın içerisinde yer alırdı.

Şafiî fıkhının gelişmesinde çok büyük rolü vardır. Zamanında Şafiî Mezhebi'ni o temsil ediyordu. Usûl ve fürû'da imamdı. Sözü, fıkıh âlimleri arasında senet kabul edilmiştir. Nevevî'nin, çağdaşı olan âlimlerin de kabul ettiği çok büyük ilmî bir ağırlığı vardır. Bıraktığı eserlerden hareketle, ondan sonra gelen ilim adamları da onun bu ağırlığını kabul etmişlerdir.

Gecelerini ibadetle, Kur'ân okumakla geçirmenin yanında eser yazmakla değerlendirirdi. Anlatıldığına göre; bir gece ilmî tetebbuat ile meşgul olup, yazı yazarken aydınlandığı çırası sönmüştü. Bunun üzerine ilâhî bir ikram olarak eli, yanan bir ampul gibi parlamış ve elinin ışığıyla yazısını yazmaya devam etmişti.

Hadîs ilmine ve hadîs ricaline de tam mânâsıyla vâkıftı. Nevevî, Hâlid b. Yusuf tarîkıyla Enes bin Mâlik'ten: "Bir kimse cân ü gönülden şehâdet arzu ederse fiilen şehit olmasa bile şehitlik sevabını kazanır." mealindeki hadîsi tahriç ile teferrüt etmiştir. Kendisinden de Ebü'l-Feth ve İbni'l-Attâr hadîs rivâyet etmiştir.

Onun hakkında birçok âlim zât sitayişkâr sözler sarf etmiştir. Ezcümle Şeyh Kutbuddîn el-Yûnînî, "İlim, vera', ibadet, azla yetinmek ve hayatın sıkıntılarına katlanma hususunda zamanında tek idi." der.5

Şeyh b. Ferah da der ki: "Şeyh Muhyiddin üç mertebeyi elde etmişti. Birincisi İlim, ikincisi zühd ve üçüncüsü ise iyiliği emredip münkerden alıkoymak."6 Bu mertebelerin her birisi bir kişide bulunsaydı, hiç şüphesiz bunların birisi için bile olsa o kişiden feyiz almak için yolculuk yapılabilirdi."

Zehebî ise onun hakkında, "Hadîs âlimlerinin efendisidir. Sahih hadîsleri, zayıf ve uydurma rivayetlerden kolayca ayırırdı… İyiliği emir kötülüğü nehy etme hususunda benzeri yoktur, azla yetinip sade giyinen vakûr ve heybetli bir kişi idi." der.7

İmam Nevevî, hadîslerden fıkhî hüküm çıkarmada mahirdi. Tartışmadan hoşlanmaz; ancak Sünnet'e aykırı bulduğu görüşleri de tenkit etmekten çekinmezdi.

İmam Nevevî Hazretleri'nin, Kütüb-i Sitte'de geçen hadîslerden topladığı Riyâzüs-Salihîn isimli eseri meşhurdur. Sahih-i Müslim'i şerh etmiştir. İbni Kesir, Nevevî'nin bu kitabı hakkında "benzeri bir kitap telif olunmamıştır." diye bahsetmektedir.

İmam Nevevî'nin kitaplarını okuyan bir kimse, onları okurken ilme olan susuzluğunu giderdiğini hisseder. Mânâların derinliğine ve cazibesine hayran kalır. Kitaplarındaki bereket buna en güzel örnektir. Riyazü's-Salihîn'e, Kırk Hadis'e ve Kitabu'l-Ezkâr'ına bakıldığında onların her birinde bu bereket ve feyiz fark edilir. Onun kitapları, dünyanın pek çok İslâm ülkesinde ilgi duyulan ve ses getiren nadir telif kitaplar arasındadır.

Nevevî, din ilimlerinin çeşitli alanlarında oldukça değerli eserler bırakmıştı. Bu eserlere muttali olan kimse, İmam Nevevî'nin büyüklüğünü daha iyi takdir edecektir.

Nevevî'ye hem güçlü bir hafıza, hatırlama gücü, hem de nasları inceden inceye kavrama kabiliyeti verilmişti. Birçok ilim dalında oldukça geniş bilgiye sahip fıkıh, usûl, ıstılahlar, lügat ve bunun dışındaki çeşitli dallarda oldukça derinlik sahibi idi. İmam Nevevî 45 yaş gibi bir insan ömrü için çok kısa sayılabilecek bir zaman aralığına -Allah'ın izn-i keremi ile- 42'yi aşan eseri sığdırmıştır. Bu çok mühim bir başarıdır.

Bıraktığı eserlerden bazıları şunlardır:

1- Riyâzü's-sâlihîn min Kelâmi Seyyidi'l-Mürselîn

2- Erbaînü'n-Nevevî

3- El-Minhâc

4- Et-Takrîb ve't-teysîr li ma'rifeti Süneni'l-beşîr en-nezîr

5- Tehzîbü'l-Esmâ' ve'l-lûgât

6 -El-İrşad

Yüce Allah'tan ona sonsuz rahmet ve mağfiret diler, geriye bıraktığı bu değerli ilmî eserlerin ecrini Kıyamet günü kendisine vermesini, bizi de bu eserlerle faydalandırmasını niyaz ederiz.

* Araştırmacı - Yazar
myildiz@yeniumit.com.tr

Dipnotlar

1. Nazım Muhammed Sultan, Nevevî Kırk Hadîs Şerhi, (Ana Çizgileriyle İslam) s. 17.
2. Nevevî'nin biyografisi ile ilgili geniş bilgi için bakınız: es-Sübkî, Tabakatu'ş-Şâfiiyye, c.5, s.165; ez-Ziriklî, el-A'lâm, c.9, s. 85, en-Nucûmu'z- Zâhire, c.5, 278; Nazım Muhammed Sultan, Nevevi Kırk Hadis Şerhi, (Ana Çizgileriyle İslâm) s. 18. Guraba Yayınları.
3. Sultan, a.g.e, s. 17-18.
4. Sultan, a.g.e, s. 17-18.
5. Sahihi Müslim mukaddimesi, Mektebetü'ş'Şa'b, Kahire.
6. Sultan, a.g.e, s. 18.
7. M. Yaşar Kandemir, İslâm Ansiklopedisi, c.33, s.45, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları.