Buradasınız: Ana SayfaMAKALELERİslâm Tarihi
  

Tanzimat Fermanları Ne Getirmiştir?

Soran : hikmet.net

Tarih : 6/11/2006

Cevaplar

Burada bir yanlışı da düzeltmek istiyoruz. O da, sanki Türk hukuk tarihinde hak ve hürriyetlerin 1839 tarihli Tanzimat, 1856 tarihli Islâhat ve 1876 tarihli Kanun-ı Esasî ile, o da eksik olarak kabul edildiği kanaati yayılmak istenmiş ve istenmektedir. Halbuki yapılan izahlar gösterdiği ve daha önce de işaret ettiğimiz gibi, bu fermanlar ve anayasa, eskiden beri var olan hak ve hürriyetleri, sadece yazılı hale getirmiş ve yazılı üslûbunda da Avrupa'yı körü körüne taklit yoluna gitmiştir. Zira bunların ilan edildiği XIX. asırda Avrupa'da ve İslâm Hukukunda hukukun ne durumda olduğunu yukarıdaki izahlar gösterdi. Ancak bunu te'yid açısından Hollandalı bir hukukçunun Iİ. Abdülhamid'e 1895 yılında söylediği şu cümleleri buraya aynen alıyoruz. (Belge arşivimizde saklıdır.)"İslâm hukukunda bir çok hukukî hükümler vardır ki, bazıları pek yakın bir vakitte Avrupa'ya girebilmiş ve daha birçok hükümler vardır ki, asrımızdan sonra girecektir. Bu iddiamıza delil olmak üzere aşağıdaki şer'î hükümleri saymak yeterlidir. Ehlî hayvanların himaye ve korunması; borçlu borcunu ifa etmediği takdirde hapisle tazyiki; mahkemelerde davaların meccanen görülmesi; evli bir kadının kocasına müracaat etmeksizin tasarrufunda bulunan mal varlığını istediği gibi idare etmesi; boşanmanın kolaylığı; Müslümanların ve gayri müslümlerin kanun önünde eşitliği; sorgulamalarda sanıklardan ikrar ve i'tiraf gibi beyanlar almak için işkence icrasının kesinlikle yasak oluşu ve benzeri hükümler gibi..."

Buna göre Tanzimat Fermanlarıyla ilgili şunları söylemek mümkündür: 1839 tarihli ferman, şer i hükümlerin icra edilmemesinden dolayı devletin felâketlere sürüklendiğini, bunların icrası için yeni hukukî düzenlemeler yapılması gerektiğini ve özellikle can, mal ve namus güvenliği için askerî, cezaî ve malî düzenlemelerin yapılması icap ettiğini vurgulamaktadır ki, zaten İslâm hukukunda aksi söz konusu değildir.

1856 tarihli Islâhat Fermanı ise,bütün Müslüman Osmanlı teb'asınca tahribât fermanı olarak vasıflandırılmış ve sadece gayr-i müslimlere imtiyaz verilmesi için Batılı devletlerin siyasî baskısı sonucu kabul edilmiştir. Zira muhtevasında istenen haklar, zaten İslâm hukukunda vardır. Arzu edilen,gayr-i müslimlerin İslâm devletinde hâkim sınıf haline gelmeleridir ve maalesef zamanla gelmişler ve Osmanlı Devleti'ni yıkmışlardır.

1876 tarihli Kanun-i Esasi'nin ise, eskiden beri var olan hak ve hürriyetleri, Batılı devletlerin istediği üslûpla yazılı hale getirilmesinden ibaret olduğunu görüyoruz. Din ve vicdan hürriyetini kayıtsız kabul eden 11. maddesinin ise İslâm hukukuna aykırılığı da söz konusudur.

Netice olarak Tanzimat'tan sonraki gelişmelerin,Avrupalı devletlerin, Osmanlı Devleti'ndeki hak ve hürriyetleri, Müslümanlar aleyhine daraltmak ve gayr-ı müslimler lehine genişletme gayretlerinden öteye gitmediğini, Avrupalı hukukçularda kabul etmektedirler.

Cevaplayan : Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

Tarih : 6/2/2011