Buradasınız: Ana SayfaMAKALELERHadis
  

Efendimiz'in (sas) Büyük Günah İşleyenlere Şefaati Nasıl Anlaşılmalıdır?

Soran : hikmet.net

Tarih : 6/10/2008

“Şefaatim ümmetimden (ehl-i kebâire) büyük günah işleyenleredir.” hadis-i şerifini nasıl anlamalıyız?

Cevaplar

Şefaat; lügat itibarıyla, bir insanın affedilmesi için aracı olmak, bir kimseden, üçüncü bir şahsa iyilik yapmasını istemek ve bir ihtiyaç sahibinin işinin görülmesi için onun önüne düşüp yetkili makama çıkarak istirhamda bulunmaktır. Istılah açısından ise, Peygamberler, sıddîklar, şehidler, ilmiyle amel eden ihlaslı âlimler ve kâmil mü’minler gibi Allah nezdinde bir değere ve yakınlığa erişmiş Hak dostlarının, âhiret gününde bir kısım günahkâr mü’minlerin bağışlanmaları ve bazı salih kulların da daha yüksek mertebelere ulaşmaları için Mevlâ-yı Müteâl’e yalvarmaları ve böylece Cenâb-ı Hakk’ın izniyle onların ebedî saadetlerine vesile olmaları demektir.


Ötede, enbiyâ, evliyâ, asfiyâ ve şühedâ -derecelerine göre- Cenâb-ı Hakk’ın onlara bahşettiği seviyede şefaat edeceklerdir. Ancak, bu mevzuda da zirveyi yine İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehaya) tutacaktır. Zira, her nebî kendisine bahşedilen bir defaya mahsus ama sınırsız talep hakkını dünyada kullanırken, fetanet-i âzam sahibi Hazreti Sâdık u Masdûk onu âhirete saklamıştır. O gün herkes kendi başının çâresine bakmakla meşgûl olurken, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, “Ümmetî, ümmetî!..” diye inleyecek ve kendisiyle azıcık da olsa münasebeti bulunan herkesin kurtuluşunu dileyecektir.

Mahşerin ve hesabın dayanılmaz dehşeti ve şiddetli sıkıntıları içerisinde, yardım talep edilebilecek bir merci arayan insanların mürâcaatları üzerine Müşfik Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), beşerin muhâkeme ve hesaplarının bir an evvel görülmesi için Allah Teâlâ’ya yalvaracak; “şefaat-ı uzmâ”nın ve “Makam-ı Mahmûd”un sahibi ünvanıyla, imandan nasiplenebilmiş hemen herkesin imdadına koşacaktır. Allah Rasûlü, insanların perişan ve derbeder oldukları ama kendilerini kurtaracak bir vesile bulamadıkları bir anda bütün insanlığı kucaklayan şefkatiyle ortaya çıkacak ve “en büyük şefaat” ma’nâsına gelen “şefaat-ı uzmâ”sıyla pek çoklarının ellerinden tutacaktır.

İşte, ahiretin, mahşerin ve şefaatin söz konusu edildiği bir mecliste, Habîb-i Ekrem Efendimiz, hem şefkatinin enginliğini ve şefaatinin genişliğini ifade etme, hem de günahkârların ümitsizliğe düşmelerine meydan vermeme ve onları tevbeye yönlendirme sadedinde “Şefaatî liehli’l-kebâiri min ümmetî – Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” buyurmuştur.

Evet, mütemadî olarak büyük günah işlememekle beraber, bir gaflet anında kebâirden birine ya da birkaçına düşmüş ama hemen doğrulup Allah’a teveccüh etmiş ve masiyetin nedametini hep içinde duymuş kimseler de ötede şefaate nâil olacaklardır. Şayet, kendi sâlih amelleri ve Hak dostlarının yardım adına uzanan elleri böylelerinin kurtuluşlarına kâfi gelmezse, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz “şefaat-ı kübrâ”sıyla onların imdadına yetişecektir; elverir ki, günahlardan dolayı kalbleri bütün bütün mühürlenmiş ve öteye imansız gitmiş olmasınlar!..

Cevaplayan : M. Fethullah Gülen

Tarih : 6/2/2011